reiki-buddha-p-os-pictures-kuan-yin-as-shiva-396449

14 Eylül 2013  – O.’ya… öğrendiklerimle sessizliğim gölgem oldu. geçmişim yeniden yazıldı, dolayısıyla geleceğim. şimdi, her şey, değişti.

Bazen milyonda bir şans yüzümüze güler. Yağmur bulutlarını kovalar rüzgar ve birden maviye akar gökyüzü güneş açar. Bazen, milyonda bir de olsa, birisiyle yanyana gelince iyi hissederiz kendimizi. İçimizdeki iyiliğin çiçeği filizlenir, bahar gelir birden. En iyi halimiz olabileceğimizin kanıtıdır adeta, en güzelini deneyimlemek isteriz. İyisiyle kötüsüyle içimizde aslında hep biriciğiz. İşte bazen ortalık günlük güneşlik oluverir. Her baharın bir yazı, her sonbaharın da bir kışı, mevsimler hatırlatır kendini usuldan, soğukla sıcak, yakınla uzak elele tutuşmuş etrafımızda dönüyorlar neşeyle ve affedecek ne kalıyor geriye?

Bir Kuan Yin (Quan Yin) (Padma-pâni) heykelciği duruyordu şöminenin üzerinde.

Anlamı nedir diye sormuştum. Tereddütlü anlatmıştı bana hikayesini…

Merhametin Tanrıçası ya da Azizesi… Kuan Yin, ”İnsanlığın Çığlığını Gören ve İşiten”… Her zaman sesleri gözlemler, ses ve tınıya kulak verir. O, bütün duaları duyandır böylelikle. Şanssızlığa uğramışların, hastaların, dertlilerin, yolunu yitirmişlerin derdine derman olan Azize.

Bir efsaneye göre Kuan Yin, Çin’in Chou Hanedanlığı’ndan bir Bey’in kızıdır ve babası onun bir rahibe olarak inzivaya çekilmesine, evliliği tümden reddetmesine izin vermez. Burnu sürtülsün diye bir manastıra yollar ve orada en küçük düşürücü işlerin ona yaptırılması için emir verir. Ancak Kuan Yin üstüne düşen bütün görevleri fazlasıyla ve büyük bir alçakgönüllülükle yerine getirir. Halen daha emirlerine itaat etmediğini gördüğünden babası Kuan Yin’in başının vurulması ve idam edilmesine hükmeder. Ancak, Kuan Yin’in kellesini alacak olan celladı yumuşak kalpli bir adamdır ve idamda kullanılan kılıcın Kuan Yin’in başına iner inmez bin parçaya ayrılmasını sağlayacak bir numara çeker. Ne var ki babası Kuan Yin’in boğazlanmasını emredince Kuan Yin, Cehenneme düşer ancak daha adımını atar atmaz bütün ateşler sönüverir ve ayağının değdiği her yerde çiçekler açmaya başlar. Yeraltı Dünyası’nın bekçisi Yama, makamını kaybetmek pahasına onu gerisin geri dünyaya yollar. Kokulu bir nilüfer çiçeğinin kalbi üzerinde yükselen Kuan Yin, Ningbo yakınlarındaki Putuo Adası’na gider. Birgün babasının hasta düştüğünü öğrenir. Çin geleneğine göre bunu duyan kızı, kollarından, kendi etinden birer parça keser ve bundan ilaç yapar. Bu ilaç babasının hastalığına derman olur. Babası minettarlığını ifade etmek için kızının kolları ve gözleri tam olan bir heykelini yaptırır. Ancak heykeltraş bir yanlış anlama üzerine heykeli çokbaşlı ve çok kollu olarak yontar ve bu günümüze dek böyle süregelir.

En bağışlanmayacak suçun dahi yargıcı olma cüretinden ve egosundan feragat eden, kendini insanlığın mutluluğuna adayan, insanların sonsuz dertlerine bin tane koluyla aynı anda çare bulmaya çalışan Kuan Yin’in heykelciğinin önünde her sabah ve her akşam meditasyona otururdu… İçinden ne diler, içinin sesi neler dillendirirdi bilmem. Yalnızlık mı isterdi kendine, sükûnet mi gelsin isterdi kalbine? Kim bilir?

Dertlerini bildiğimi sanırdım. Kalbimi avuçlarının içine bırakmıştım. İçimin tüm karanlığını, gölgeli öğleden sonralarını, korku odalarını, yemyeşil kırları, yazımı kışımı bilirdi, anlatmıştım, sesimde duymuş, gözbebeğimde seyretmişti geçmiş yaşamlarım ve geleceğim birdi, biricik ve şimdiydi.

Onunla her şey ”şimdi” tadında diye bildiydim. İnsan etrafındakileri kendi gibi bilirmiş. Öğrendim.

Kuan Yin ile söyleşirdi. Affedilmek için mi, affetmek için mi otururdu karşısına sabah akşam, sormak hiç aklıma gelmedi. Hoş böyle sorular söze dökülmeyecek türdendi.

İçindeki iyiyi kabul edip almıştım. Kuan Yin çok yüceydi. Onun yüreğine sığınan birisi öğle güneşinde gölgeye sığınmak ister miydi?

Yıllar geçti aradan.

Şimdi tekrar karşılaşsak susarım.

Çok uzun bir susuş olur bu.

Birisinin geçmiş yaşamından sürüklediği gri ve soğuk hayaletlerin ölümcül temasıyla genç yaşamların ve bedenlerin içindeki özü çekip almaya kendinde hak gördüğünü, yüreğini tümden içine gömdüğünü ve kendi bahçesini yakıp kül ettiğini gördükten sonra…

Öyle bir şaşkınlık ki dalga dalga yayılıyor vücuduma…

Hayır.

Bu, aynı kişi değil.

Işığın Savaşçısı iken affedilmez suçların Yüksek Hakimi olmak birden?

Bedenlenmeyecek olanların kibirli mezarında boylu boyunca yatıyor yaşam…

Kuan Yin konuşmuyor susuyor uzun…

Yaşamlar boyu susacak ve özlenen kahkahası çınlamayacak taa ki sen sevgili dostum…

14 Eylül 2013  – O.’ya… öğrendiklerimle sessizliğim gölgem oldu. geçmişim yeniden yazıldı, dolayısıyla geleceğim. şimdi, her şey, değişti.

Born Ruffians are slightly more ancient than the Fleet Foxes.. such happy song! 😛

”I belong to no one, like the watermelon
Rolling with momentum
Spitting out its seeds
Buried under snow and waiting just to show us
How it grows and knows how yummy it will be”