bddda537a4e59ee327ad07daaafdf807

Ayaklarımız uzak bize. Söz meclisten içeri hatta bazen kilo problemi de kronikleşince ayaklarla gözler arasına göbek giriyor. Misal, eğilin çömelin ayakkabılarınızın bağlarını bağlamaya, arada göbek var mı? Varsa nasıl ama katlanamamak? Hayır sözün tam Türkçesiyle ”katlanamıyorsunuz” çünkü arada ciddi bir kütle var, üstünden mi aşacaksınız, yanından mı dolaşacaksınız ama değil mi? Küsmeyin canım, kötü bir şey mi söyledim? Hem hayatımın bir döneminde benim de başıma geldi. Göbek kalça basen şu bu kalıbımdan taştığım hani su içse yarıyor denecek bir dönemim olmadı değil oldu. Giysi dolabımdaki her şey bir ara 40 – 42 bedene fırlamıştı. Metabolizmam bozuk, eklemlerim sancılı ve isyanlarda… Yogayla uzun ince bir yoldan dolaştım da geri döndüm kemik üstü olması caiz normal kiloma. Başka bir yazının konusu olsun ama o yazıda da eveeeet yogayla acccaaayip kilo veriyorsunuz gibi bir saçmalık yazmayacağım, ümitlenmeyin. Yeniden tekerleği icat etmiyoruz, çünkü bu gerçekçi olmazdı. Yoganın bu süreçteki etkisi farkındalık ve bilinç kazanma boyutunda oldu.

Şimdi diyeceksiniz, düztabanlık, ayaklar diye başlık attın kilodan yogadan konuşup duruyorsun. Az sabır sevgili okur… Nasıl olacak bilmiyorum ama bir kurdele bağlar gibi bağlayacağım ikisini birbirine. Sadede gelelim.

Şimdi ister göbekli versiyon, ister filinta, ayak tabanlarımız her allahın günü dağı taşı sokakları arşınlıyor ama katiyen farkında değiliz onlara neler olduğu hakkında. Garip topuklu ayakkabılar, ya da hani son dönemde erkeklerin sivri uçlu çarık gibi kocaman ayakkabıları var, garip garip şeyler giyiyoruz. Çocukluğum babaannemin ”kızım ayağına terlik giy, çorap giy” uyarılarıyla geçti. Baktılar gördüler olmayacak hani kışın giyilir rengarenk olur yün patiklerden geçirirlerdi ayağıma oooooh ne rahatlık. Bizim Çerkes köylerine arada aileden birilerinin yolu düştükçe birer ikişer herkes getirirdi eve. Pek severdim hala da severim. Çünkü içinde ayaklarım serbest. Ayağımı vuran katleden hiçbir ayakkabıyı giymem, giyemem. Estetik falan umurumda değil. Ortopedik olacak, deri olacak, plastikle işim yok, hava alacak, hem öyle bir giydiğin ayakkabı ertesi gün tekrar giyilmez. Hele de deriyse, bırakırsın bir havalansın, kendine gelsin… Neyse…

feetBugünkü Hatha Yoga dersinde öğrencilerimden biri ben Savaşçı ve benzeri duruşlarda dizlerimde çok büyük sıkıntı çekiyorum, bir süre sonra fazla esniyorlar, dizlerim ağrıyor dedi. Hmmmmm… ne olabilir ki ne olabilir ki? Yapılacak tek bir şey var. Duralım bakalım hep birlikte Tadasana‘da (Dağ Duruşu). Herkesin ayaklarına, ayak bileklerine ve dizlerine baktım hemen. Şikayet eden öğrencinin ayak bilekleri adeta içe fazlaca basıktı ve aaaaa? O da nesi? Ayak kavisi yoktu! Sevgili arkadaşım aslında ”düztabandı.”

Düztabanlığın farklı farklı nedenleri var. Bilinen ve en yaygın olanı çocukluktan itibaren özellikle de bebekler tam yürümeyi öğrendikleri çağda hafifçe kiloluysalar beden ağırlığını dengeyi ararken nasıl dağıtacaklarını bilmediklerinden bazen ayakların iç kenarına daha fazla yük biniyor ve giderek kas hafızası denen işlev de devreye girdikçe bu defa ayak tabanı dümdüz şekilleniyor. En kısa böyle açıklanabilir. Halbuki ayakların içe bakan tarafında birer tane yüksek ve orta kavisin oluşması gerek. Durum böyle kavizsizken Savaşçı II çalışan bir kişinin arkadaki ayak dış kenarı çılgınlar gibi matın kenarını itecekken arka bacaktaki güç iç ayak kavisine daha da çok abanıyor, bu da iç bacak kaslarında çekmeye neden oluyor ve dizin iç kısmı ve etrafında rahatsızlık ve yanma ya da batma hissi gibi algılanabiliyor. Üstelik kişi öndeki dizi 90 derece topuğun üzerine getirerek üst bacak kaslarını yere paralel hale getirip arka bacakla ön bacak arasındaki geniş mesafeyi de alıp ayarlayamıyor. Bu da aslında kalça eklemleri içinde biçimsiz bir şekilde femurların başının sıkışmasına da neden oluyor. Kısacası duruşun tüm anatomisi ve hizalanması kusurlu ve sakıncalı hale geliyor.

Biz ne yaptık? Önce Tadasana‘da ayak baş parmağı, ayak küçük parmağı ile ayak parmak köklerini vurguladık iyice yere bastırdık ve sonra topuğun tam orta noktasının yere temas etmesini sağladık her iki ayakta da. Ayak parmaklarını elimizden geldiğince yelpaze gibi yaydık. Sonra ayak bileklerinin içteki çıkıntı yapan kemiklerini birbirine doğru çok hafifçe yönelttik ve hemen alt bacak kaslarından başlayıp üst bacak kaslarına doğru bir spiral hissi oluşturduk. Böylece içe dönük diz yönelimini nötrleştirdik nispeten ortaya aldık. Bu pozisyonu koruyarak ayak parmak köklerini yerden ayırmadan sadece ayak parmaklarını havalandırdık iyice. Bu da aslında görünmeyen ama kendini saklayan ayak kavisinin vurgulanmasına neden oldu. Önceden hiç çalışmamış ayak kavisinin damını ayakta tutan kaslara seslendik usulca. Bu temelin üzerine Savaşçı II ve Ters Savaşçı ile Trikonasana’da ayak pozisyonlanmalarına, ayak kavisini vurgulayacak küçük detaylara baktık. Beden ağırlığının ayak iç kenarı ile ayak dış kenarına adaletsiz dağıtıldığı algısını ve bunun nelere yol açtığını farkettik böylece.

Dersi tamamladığımızda hem öğrenciler hem eğitmen bir şeyler öğrenmiştik, Savaşçılarla olan savaşımız da son bulmuştu. 🙂

Ufak bir not daha: Bu dertten muzdarip öğrencim Adho Mukha Svanasana‘da durduğunda normalde yaygın olan diz arkası kirişlerinin kısalığının da ötesinde aslında Aşil tendonlarının kısa ve katı olmasından da muzdaripti. Bu konuyu bir başka yazıya saklıyorum.

article-2325801-19D2AAA2000005DC-455_634x590