hunter-gatherers

Bazen bir sorular seli basıyor bastırıyor. Tepesinde bolca kar biriken ve artık ağırlığını kaldıramayan bir dam misali dökmek istiyorum saçaklarımdan aşağı hepsini! Çökmek istiyorum sonra, saçmaladığımla kalmak. Kadınım ya? Saçım uzun, aklım kısa? Saçımı kestirdim bu yüzden aklım uzasın diye! 😉

Başlayalım mı?

Şimdiden uyarayım abuk sorular bunlar. Hani çocukken şu niye böyle bu niye şöyle diye anne ve babamızın başının etini fena halde yediğimiz türden!

Buddha neden kadın değil?

A. Erkek olarak bedenlenmişti ve inanılmaz feminendi.

B. Keanu Reaves biseksüel olabilir mi? Buddha filminin ardından bıraktığı izlenim. Yoook canııııııım, ben denedim deeeeeeermişim!

C. Atla geeeel, zıplaaaa gel! Bunlara mı takılıyosun hala, olmadı sil baştan ZEN! Peki hocammm.

D. Bir sürü kadın veya erkek Boddhisattva var. Kadın erkek olayına takılma bence.

Hmmmm. Fena cevap değil… Kuan Yin‘in hikayesini daha önce yazmıştım zaten.

Yeni ayrıldığınız eşiniz ya da erkek/kızarkadaşınızın sizde kirlide kalan ve çamaşırların arasında gözden ırak gizlice yıkanan iç çamaşırı ve çorapları ile karşılaşıp kurusun diye çamaşır teline asmak zorunda mısınız?

A. Islak olduğu için yakamayız. Önce kurutup sonra yakabiliriz.

B. Neeee? Çamaşırlarını kendi yıkamıyor mu? Cık cık cıkkkk! Noooldu feminizm hanım kızım?!

C. Ne var bunda? Bhakti yoga felamnnnn… Hizmette sınırrr yokkkk… OK.

D. Alman usûlüne ne oldu? Herkes kendine ve çevresine yettiği kadarıyla işte.

Sustainability (sürdürülebilirlik) bence özünde son derece Alman bir kavram. Hadi burdan silbaştan, önceki soruyu unutup bi temiz tartışalım. Vallahi ciddi değilim, olayın duygusu psikosomatik bilmem nesi hakkında çiziktiriyorum. Ne araştırdım ne okudum. Kör cahilim, ortaya laf atıyorum.

Yine de gelin bakalım, Sustainability, yani Sürdürülebilirliğin günümüz Avrupa Birliği‘nde toprak kullanımı ve işlenmesi ile ilgili planlarının büyük bir bölümü kontrollü toprak kullanımı meselesine geri gider, yani Lebensraum geleneğinde köklenir. Almanca’da Lebensraum ”yaşam alanı” (living space) demektir ve Alman Coğrafyacı Friedrich Ratzel (1844-1904) tarafından ortaya atılmış bir kavramdır. Sonrasında Almanya’da Nasyonel Sosyalizm (1933-1945) döneminde detaylandırılmıştır. Ratzel, modern anlamda jeopolitik (geopolitics) denen ilmin babasıdır kısacası. Tarihin, kendilerine yaşayacak alan arayan insanların doğal evrimsel gelişim ve dönüşümlerinden ibaret olduğuna inanır. Ne var ki, Ratzel, bir ulusun biyolojik sağlık göstergesinin kendi sınırlarını genişletmesiyle doğru orantılı olduğunu da söylemiştir. Tam bu kısımda Nazi Almanyası ve siyaseti açısından işler karmaşıklaşır.

Biraz daha detaylı ve güncel ne oluyor bitiyor diye merak edenleriniz için: 

Historical Origins of Environment Sustainability in  the German Chemical Industry, 1950s-1980s, Geoffrey Jones, Christina Lubinski. Harvard Business School, 2013. http://www.hbs.edu/faculty/Publication%20Files/14-018_f6aba22e-255e-4258-bef4-28137ce32678.pdf

Sadede geeeeeeeeel der gibisiniz. Peki!

Gerçekten Buddha’nın neden kadın olmadığı konusunu tartışmaya takatim yok bilgim yetmez. 🙂 Ki bence soru da yanlış sorulmuş bir soru.

İkincisine gelirsek… Nedeni şu. Bu Hunters & Gatherers (Avcı-Toplayıcı) kuramına fena halde kafayı takmış durumdayım. Evet, yanlış okumadınız. Özellikle Kinsey gibi bir adamın çalışmaları dururken, insan cinselliğinin renk tayfındaki inanılmaz karmaşayı ve çeşitliliği pekala bilimsel olarak ortaya sermişken hala kirlilerimi çamaşır sepetine bırakır giderim olayı enteresan. Topla kirlini temizini pılını pırtını. Kendine yeten sorumlu birey ol bir zahmet. Yapamıyorsan minimalist yaşa. Nazi olma tabii! 😉 Hesap et mesela, matematik basit, bir haftada kaç don, sütyen, fanila, işte gömlek, pantolon ve etek giyerim. Döndür sonra. Alman olsun. Az öz basit sistemli. Madem takas şenlikleri falan pek hoşuna giden kavramlar gir hizaya! Evet, bir kaşım kalkık.

Çünkü coğrafya, ekosistem insanları işbölümüne ya da yardımlaşmaya bazen savaşa ve rekabete türlü türlü örgütlenmeye götürebilir. Biri diğerinden daha üstün demek cahilce kalabilir. Çok daha pragmatik bir cevap insanlık tarihi boyunca denenmiş süregelmiş vazgeçilmiş dinamik ekonomik historyanın açıklayıcısı olabilir. Latife yapıyorum, doğru noktalara parmak basıyorum veya kendim de cahilin önde gideniyim, bu soruları yine de soracağım.

Sıkı durun üçüncü soru!

21854665Odtü’den ormandan yol geçirmek parkın tepesine AVM yapmak zorunda mıyız? Başka yerden geçemiyor mu? Başka yerde yapılamıyor mu?

Bakın yapılmalı yapılmamalı kısmını tartışmıyorum, ”gelişmenin” önünde duracak değilim ve vatan haini ilan edilmek istemiyorum! Yooooo hayııııırrrr lütfen lütfen! Sonra gidip Marmaris’teki villamda oturur nû çalışmalar yaparım. Israr etmeyin!

A. Ben böyle istedim, burdan geçecek, burda olacak, tebam nemalanacak, istihdam, ekonomik gelişme, büyümeeee… Abi silikonlu düpedüz! Ben söyleyeyim!

B. Gelişmenin karşısındasınız siz. Türkiye’nin hayrını istemiyorsunuz. Siz istiyorsunuz. Peki. Botoks şart mı?

Barcelona Tarih Müzesi binasının tarihini bir açıp okuyun derim. Adamlar yeri gelince bina nakletmişler ve aynısını taş taş üstüne koya koya yeniden orjinalinden inşa etmişler ve sonraaaaa başka bir sorunla karşılaşmışlar! Yeni taşıdıkları yerin altından Bizans dönemi şehrin küçük sanayi bölgesine ait kalıntıları çıkıvermiş temel kazısında. Peki ne yapmışlar? Barcelona’ya yolunuz düşerse bir uğrayın derim. Eğlenceli! 🙂

C. Vallahi verecek başka cevap bulamadım.

D. Dolayısıyla aslında (D) şıkkı diye bir şey de yok. Burundan hımmmppffff hımmmpppfff hızlı hızlı soluma var, oksijenden kendi nefesimden zehirleneceğim o olacak! Etrafta fazla ağaç mı var nedir? Keselim!

Ne dertlerim var! Değil mi? Bana mı kaldı? Odtü’de orman ağaç kökünden söke söke, yargı, anayasa, bireysel hak ve özgürlükler de öyle, ne yazayım şimdi? Geriye yazacak ne kaldı?

Yaparım ederim gelen arkamı toplarcı yaşamla demek ki buraya kadar.

camasir_kurutma_askisiOturup çamaşır yıkayayım bari, gıkım çıkmasın! Sen Avcısın ben Toplayıcı, tamam, OK! Tam bu noktada saçlarım yeniden uzamaya aklım kısalmaya başlıyor, eyvah! Dokunmayın, derdim var! Israr da etmeyin, 5 çocuğu rüyanızda görürsünüz! Hem arkasını kim toplayacak?

Eleştirileri duyar gibiyim! Ben ve benim gibiler ”aile” kavramından ne anlar! Gelecek nesilleri yetiştirme sorumluluğundan girilip çıkılsın şimdi! Seni gidi ekonomik bağımsızlığını kazanmış kendi bedeni ve fikriyle ne yapmak istediğine karar veren kadın seni! İşaret parmağı sallanıyor hırslı hırslı birazdan gözüme girecek, ahhhh, bi dakka galiba bir biber gazı fişeği isabet etti!

Demek sen bizim ümmetin yaşam tarzına toptan karşısın?!?! Yok değilim valla, siz öyle yaşayın, ben böyle! Arada da ağaçlar yerinde kalsın. Bu kadar çok tüketmesek diyorum, çok çöp çıkıyo da! Suuuusssss konuşşşşmaaaaa! Hem söyle, editörünle aranızda bir ilişki mi var?! Konuuuşşş!!! Evet! Yok, yani hayır! Yok vallahi! 😮

Harika! Fikrini söyle, istediğin yere özgürce gel git karşılaştığın her erkek türü ile, sinekler dahil, mutlak surette cinsi münasebetin olsun.

La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azimmmmm…………….

Aslında yazının amacı sadece buydu. Gerisi teferruat!

NOT: ODTÜ’de yeni yola fidan diktiler, Hürriyet’in haberi http://www.hurriyet.com.tr/gundem/24942794.asp

19 Ekim 2013 – ”Y üstüne iki nokta” adlı bir mekandan Fransızlaştırılmış yeşil çay harmanı demini alırken… Müzikler gayet jazzy ses sistemi cidden süper. 😉