6a00e5509ea6a18834014e8a88150b970d-800wi
KOCAMAN TEŞEKKÜR EDERİM SANA.
Hayır beni üzmedin, kırmadın. Artık cinselliğim ve kadın bedenim üzerinden gelen ADİCE hiçbir saldırı beni üzmüyor. Hatta artık tiksindirmiyor da. Söz sahibine aittir ve onun ne seviyede ve nerede olduğunu belirler. Kimin kimi ne sebeple kapının önüne koyduğu da, bunun için yarattığı bahaneler de, kırılan gurur ve sapıtan ego da hepimizin tam olarak yaşamın hangi basamağında durduğumuzu sere serpe gözler önüne seriyor.
Bu benim için de geçerli. Ağzımdan boğazımdan çıkan SAVAŞ ÇIĞLIĞI ile kendi dünyam dahil herkesinkini alaşağı edecek güce sahibim. Yapar mıyım yapmaz mıyım hiç belli olmaz. Kartlarımı açık oynamamayı öğrettiğin için de teşekkürler. 🙂 Beni adileştirdiğin, hayatta sarfedeceğimi düşünmediğim sözleri sarfettirdiğin için de sonsuz teşekkür yine!
Diğer taraftan hayata, hele hele sevgiye, kendimden farklı birisine yaşamda, yüreğimde yer açmakta ne kadar zorlandığımı gösterdin. Sonra bu zorlanmanın bazen tümünün benim yüzümden olmadığını da. Yarısı senin yüzünden, yarısı benim. Bu kısmı her iki taraf da kabullenip üstlendiğinde bir adım daha yaklaşıyoruz birbirimize, sen ve ben, aramızdaki mesafe bir parça daha kısalıyor. Kalbimin, sevgimin sınırını ve o sınırın bıçak sırtını, keskinliğini de gösterdin. İşin kötü tarafı ikimizi de kesti ve biraz yaraladı. Yaralar iyileşmek için. 🙂 Hayat onarır kendi kendini.
Eğer EVREN dinliyorsa ve duyuyorsa müthiş bir iletişim sistemi var demektir. Dün gece yataktayım. Geceyarısı olmuş. Belki günlerdir haftalardır hiç farkında olmadığım bir hüzün dalgası içimin derinliklerinden kabardı kabardı ve üzerimden aştı geçti. Ruhum titredi. Çekildi gitti sonra. Kendime acıma duygumu düşürdüm, sen böbrek taşı düşürmüşsün, anlarsın. Hem de iki defa.
KENDİME ACIMIYORUM ARTIK. BİLİNCİNDEYİM. Bilincinde olmam kendimi durdurabileceğim anlamına da gelmiyor maalesef. Hani akacak kan damarda durmazmış.
Dün gece yatakta bir ara gittim geldim. İki arada bir derede… Araftayım.
Bazı gerçekler vardı ve onlarda sana karşı çok dürüsttüm. Yaşamıma alacağım kişinin bir OMURGASI olmalı benim için. Bu yaşam gücü denilen şey tembelliğe derman bir yerde. Ne bela gelirse başıma tembelliğimden geldi şimdiye kadar. Yaşam sevinci ve enerjisi yüksek olmak, kendin için iyiyi ve güzeli istemek, sevdiklerin için de öyle, borçsuz harçsız olmak fena şeyler mi? Berrak bir gönül, berrak bir zihin ve berrak bir yürekle yaşamak? Bunun neresi kötü? Hareketlerinin hergün biraz daha başkalarının yaşamları üzerindeki etkisinin farkında olmak… DÜRÜST olmak! Önce kendine! Batan işler, söylenen kötü sözler, hepsi sana ait, bana ait. Yaptıklarımız ve yapmadıklarımız, çalışkanlığımız, tembelliğimiz, korkularımız ve cesaretimiz. Bu yaşam onu yaşayana ait, başkasına değil. İstediğin kadar onun bunun yüzünden de, istediğin kadar arkasına saklan günlerin, gecelerin, kendinden kaçamazsın!
O nedenle, sana olan etkimin tümüyle farkındayım, farkındaydım. Bana olan etkinin tümüyle farkındaydım. Manipülasyon için yapmadım yaptıklarımı. Sen de öyle. Kendi gerçek doğamı fırtınası, yağmuru, güneşiyle gözünün önüne serdim. Güldüklerimi, ağladıklarımı, kızdıklarımı. GERÇEKTİM. GERÇEĞİM. Sen de öyle!
Sıcak çay dökersin hani camdan ince belli bardağa bazen çıt sesi duyulur bakarsın çatlamış. Dedem hep kaşık koy içine derdi. Metal fazla ısıyı alır, kap çatlamaz böylece. Belki biz o kaşığı koymayı unuttuk işte! İlişkiler de ani sıcağı görmüş cam bardaklar gibi çatlayabiliyor günü gelince. Ateşin üstünden yeni alınmış çay kadar sıcağım! 😉 Dudağın yanmasın! Birbirinin çay bardağı, çay kaşığı olmak gerek bazen, yer değiştirmek, bazen yanmak, bazen yakmak.
Söyle? Ne değişti o günden bu yana hayatında? Somut adımların oldu mu kendi iyiliğin adına?
Şimdi en çok kendine neyi borçlusun?
Verebiliyor musun cevaplarını?
Çay döksek yeniden bardak çatlar mı?
Uzaktan aşk kusursuz aşk… en kolayı!
06 Kasım 2013