42-17048810

Sessizliği seviyorum. Uzun süre susmayı. Ne kendi sesimi ne de seninkini duymamayı… Günü batırmayı gecenin kadifesinin içine yayılmayı… Sessizce olmayı. Samimiyetim kelimelerimde değil suskunluğumda, sana asla söylemeyeceğim her şeyde gerçeğim. Varoluşumu açıklamadığım gibi özür de dilemiyorum senden. Yalnızca uzuyor aramızdaki sessizlik gölgelerle birlikte zamanın saçları uzuyor git gide… Aklından geçenleri merak etmiyorum bilmeme gerek yok çünkü kalbinden geçenler gözbebeğinin ucundan damlıyor ve tüm beden dilin bana kendini anlatıyor sessiz hikayeni yazıyorsun hiç farkında olmadan neler neler anlatıyorsun bilsen… Bazen öyle bir duruşun var ki fazla korkusuz o zaman ben korkuyorum korkusuzluğundan uzağa kaçıyorum çünkü uykuyu özlüyor bedenim güvende olmayı yanımdaki bedenin boyunduruğu altına girmemeyi ihtirası arzu nesnesi olmamayı açlığından geçmiş tenin çıkardığı yangının içinden düşürdüğü taşların bazısı eskiden ihtiyaç duyduğunu sandığı ama aslında ihtiyacı olmadığı şeylermiş hepsi ama hepsi birer birer eksilmiş hayatından ve giderek hafiflemiş… Bir varmış bir yokmuş…

Açlığın doymuş, haklı ve doğru olmaktan vazgeçmişsin, insanları incitemezsin, herkes incinip incinmeyeceğine kendi karar verir, ruh ve can sonuna dek savaşır her savaşı kazanır gerekirse. Çünkü bütün mesele olmak ya da olmamak! Üstü örtük sözlerimin, öznesi kayıp hikayemin, nesnesi yitik yüreğimin… Suskunum. Sessizliği seviyorum. Anlatmamayı ve anlamamayı ve anlaşılmamayı. Seviyorum. Çünkü korkuyorum. Sana hiç güvenmiyorum. Zihnimin fısıltılarını bana aynalıyor gibisin. Kilit üstüne kilit vurdum anahtarı da bir kör kuyuya attım ki unuttum. Ve hatırladım. Kendimi. Renkleri. Nefesi. Yaşamı. Sokağı. Sonbahar yapraklarını. Sen gitmeden giden olmaya and içtim. Bir daha sözlere kanmamaya, söz alıp söz vermemeye. Misafiriz birbirimize eşkiya değil. Hangisini çağırıyorsun şimdi? İçimden çıkıp geleceğim. Yağmaya geldiysen yüzleş yüzlerce Savaşçım alaşağı edecek seni. Kim kimi çağırıyor? Ve bunların hiçbiri senin benim yüzümüzden değil, söylüyoruz şarkımızı… Kah önceki hayatlarımın tekinden sızısı kalmış omzumda bir ok yarası, at sırtındayım rüzgar yüzümde, ben ölürken sen doğuyordun, iki çingene bir yol ayrımında karşılaştık bekliyoruz ne kalmak ne de gitmek günle gece eşit ve sessizlik kaplıyor her yanı boşluk açılıyor koca bir evren sığıyor aramıza susuyoruz evet yaşamak güzel ve korkarım büyüsü kalmayacak çünkü birimiz bu sessizliği dayanamayıp bozacak yaprakların rengi solacak sonbaharda çıkardığım yangının üzerine korkarım serin inatçı yağmurlar yağacak hava surat asacak oynayan kaldırım taşlarının altına birikmiş çamurlu sular üstümüze sıçrayacak ve hayatın gündelik sıradan grisi bulaşacak elbiselerimize oysa içimizdeki çimen taptaze…

Sessizliği seviyorum. Çünkü konuşursam birbirimizin hayalkırıklığını besleyip bir ejderden evcil hayvan olmayacağını çok geç farkedeceğiz. Sanırım imkansızlık düşünü gördükten sonra birimiz hareket edecek ve yürüyüp gidecek birbirimizi ıskalayacağız böylece. Çünkü konuşacaksın, konuşacağım ve hep açıklamalar olacak… Sessizliğin sükûnu ve güveni yarına ötelenecek yarınlar hiç çıkıp gelmeyecek……… ve sen yine yeniden açıklamaya çalışacaksın kendine bana hayata ve diyeceksin ki kimseyi üzmek istemiyorum aslında ve en çok kendin üzüleceksin yaşamın yelelerinden tutup asılmadığına. Çünkü yorgunsun, bıkkınsın ve gelemez olamazsın. Her şey fazla zor… Dağlar yerinden oynamaz ya? Hepsinin içinden üstünden akıyorum su olmuşum maviyim ve engin derin ve sessizim… Bazen özlüyorum seni o zaman içime sığamıyorum bağrımdan bir inci çıkarıyorum. Bazen unutuyorum seni günlerce o zaman yaşam bana dost sana düşman. Her şey yer değiştiriyor sıramızı savıyoruz. Senin kolayın benim zorum. Defterler önümde, kitaplar önümde, bir türlü kapağını açamıyorum. Sevgiye kaçamağım. Zihnim efendi yüreğim köle…

11 Kasım 2013 (Not: Bu yazı meditasyon hakkındadır…)