fortune cookie

”Şansını dene!”

Her şey bu cümleyi okumamla başladı. Bir akşam işten eve geldim, Çin yemeği söyledim. Sonra paketin içinden çıkan şans kurabiyesini kırdım ortadan ikiye ayrılınca içinden bir kağıt çıktı.

”Şansını dene!”

Peki dedim. Fala inanma falsız kalma. Fikir hoşuma gitti. Bir telefon ettim. Hayat nehrimin yatağını değiştirdim.

”Sana gelecek olan sürprize şaşıracaksın!”

O sürpriz hiç gelmedi. Önemsemedim. Çünkü yaşamın kendisi zaten sürprizdi. Vakti gelmeden aceleyle ve büyük bir sevinçle açmaya coşmaya hazırlanan orkidelerimin üzerindeki tomurcukları ilk farkettiğimde attığım hayret ve sevinç çığlığında gizliydi benim sürprizim. Yaşamın tadı öyle güzeldi ki. Güzel. Hergün yepyeni bir sürpriz. 🙂

”İsteklerinle arzuların arasında istediğin köprü kurulacak.”

Harika! Daha ne isterim?! İşimde gücümdeyim. Gerisini evrene havale ettim. Beklentisizliğin özgür kanatlarını gerdirdim açtım uçmaya hazırım.

”Bu dönemde derin ve doyurucu bir ilişkinin adımlarını atabilirsiniz.”

Ben de aynen öyle yaptım. Viyana’da yaşarken de böyle bir dönemim olmuştu. Şehirle ve kendimle bir aşk ilişkisi kuruldu. Uzuuun uzun flört ettik. Sonra artık biz ayrılmaz sevgiliydik. Beni sayısız yemeklere, güzelim konserlere, eşsiz sergilere, muhteşem parklara davet etti durdu. Derken bir gün ayrılık geldi çattı. Sonra neyse ki İstanbul beni bağrına bastı. Viyana ile huzurlu ve uyumlu sakin bir ilişkimiz oldu. İstanbul ile kavgalı gürültülü tutkulu kara sevda bir aşka düştük. Hergün yeniye uyanıyoruz ve günü geldiği gibi yaşıyoruz. 🙂 Esas tam bu noktada falımda sürpriz olayı çıkmalıydı!

”Vizyonun hakkında tutkulu ve kararlı olacaksın.”

Evet. Öyleyim. Tutkuluyum. Kararlıyım. Yaşadığım yer olmak istediğim yer, yaptığım iş yapmak istediğim iş, arta kalan zamanımda yaptıklarım, yoga ve yazı yazmak ayrılmaz parçam beni ben yapanlar. Her sabah güne başlarken ve her gece başımı yastığa koyduğumda tarifsiz huzur! Teşekkür ederim! Ey evren, duy sesimi! 🙂

”Kişisel kaynaklarını daha iyi değerlendir.”

Doğru! Etkin insanlar maddi ve manevi kaynaklarını da etkin kullanıyorlar. Zamanı, parayı, yaşam enerjisini tasarruflu ve akıllıca kullanmakta fayda var. Tutku ve etkin yaşam insanı kişisel vizyonuna doğru hızla götürür, lokomotiftir ve disiplin şart!

”İş yaşamında radikal kararlar alacaksın!”

Aldım. Hatta kendimi şaşırttım. Eskiden şaşırırdım. İnsanlar nasıl olur da her sabah robot gibi kalkıp aynı işe giderler ve bunu belki yirmi yıl boyunca tekrar ederler?! Anlamazdım. Çünkü ben iki yılda bir taşınır, hemen hemen iki ya da üç yılda bir proje bitirir ve bir sonraki yaşantıya geçerdim. Birbirinden kopuk, coğrafyası geniş, dostlukları derinleşecekken araya her daim fiziksel mesafe giren, göçebe bir hayat tarzı kısacası. Ev dediğim yer iki ya da üç haftada bir koca bir bavul dolusu kirli eşya ile dönüp dolaşıp uyumaya geldiğim yerdi. Evden çok otel odası da denebilir. Hooop bir bakmışım kendimi paketleyip yeni bir dalga maceraya doğru yollardayım. Eskiden ben hiç durmazdım. Şimdi etrafımda hiçbir şey durmuyor. Bazen her şey çıldırıyor! Uzun derin nefesler alıyorum. Sanki suyun altındayım. Sesler uzak, her şey bir anlığına uzaklaşıyor benden. Duruyorum. İzliyorum. Hem içeriyi, hem dışarıyı. Dıştakinin içime olan etkisini, içimin dışarıya olan etkisini. Önceleri dışarının bana olan etkisinin çok daha farkındayım, bu çok kolay çünkü. Son zamanlarda yavaş yavaş kendi etkimin dışarıya ne yaptığını farketmemle birlikte minik ampuller yanıyor aklımda çok kısa sürüyor bu sulandırılmış aydınlanmalar insan hemen kendini alışıldık davranış kalıplarında buluveriyor. Ne olursa olsun aslolan farkındalık ve samimi içsel diyalog kendinle yürüttüğün. Ne bedenime, ne ruhuma ne de zihnime kızmamın bir anlamı yok aslında? Öyle ya niye birbirleriyle kavga etsinler ki? Kazanmanın ve kaybetmenin ötesinde bir yaşam alanı var. Bundan eminim! Kendi ihtiyaçlarımla dışarının ihtiyaçlarının dengelendiği anlar var. Hatta seçmek seçebilme özgürlüğü daha doğrusu seçimler yapma sorumluluğu var. Özgürlüğü sorumsuzlukla karıştırmamak gerek. Dolayısıyla her ne karar alıyorsam, alıyorsak bunun neleri değiştirme gücüne, etkisine sahip olduğu hakkında da bir fikir sahibiyiz demektir öyle değil mi? Nasıl karar verir, karar alır insan? Dışarının etkisine ve manipülasyonuna göre mi? Tamamen dışarıyı boşlayıp yalnızca kendini dinleyerek mi? Ya da dışarıyı ve içeriyi son derece nesnel bir gözle izleyerek ve üçgenin bütün köşelerini dolaşmış olarak mı? Nasıl?

”İsteklerinle arzuların arasında istediğin köprü kurulacaktır.”

Neee? Yeniden mi? Demek öyle? İsteklerimle arzularım birbirinden farklı şeyler mi? Gerçekten mi? Dilimden dökülenler isteklerim kalbimin gizledikleri arzularım mı yoksa? İsteklerim gündüz vakti zihnimin avlusundan dört bir yana havalanan güvercinler, arzularım gece yarısını geçince mezarından kalkan ve avını çağıran yarasalarım? Gündüz peşinde koştuklarım Madonna’nın Hung Up parçası ritminde istikrarlı gece gözünün içine baktıklarım Gotan Project’in Una Musica Brutal tadında… Düpedüz kendimden saklanıyorsam eğer ve yüreğimin siyah kadifesi dudak büken kırmızısı ve şehvetim taşıyorsa içimden ve her sabah uyandığımda tüm yasaklarımı çekmecelerimin içine gelişi güzel ve dağınık tıkıyorsam yeniden… İsteklerimle arzularımın arasında kurulacak köprünün aksını taşıyacak sessiz kuvvet içimin hangi milimetrekaresinde merkezlenir çekirdeğim nerededir? Zihnimde mi? Yüreğimde mi? Yoksa göbekdeliğimin biraz altında bir noktadan içgüdülerimi kullanarak mı alırım kararlarımı? Kim hükmeder gündüzüme geceme? O köprüyü inşa etmek istiyorsam harcını neyle nasıl karsam? Ne yapsam da köprüyü kursam?

”Yapmak istediğin şey için düşünerek karar ver.”

Orta yolu seç diyor bana. Hmmmmm… Zihnimin, yüreğimin ve midemin oralardan gelen içgüdü merkezimin oluşturduğu üçgenin ağırlık merkezini ara bul diyor… Zihin farklı düşünür, yürek başka, içgüdüler bambaşka… Hepsinden gelen bilgiyi ilhamı kararak bir harç yapsam köprünün ayakları için bir temel kazsam?

”Çalışmalarında estetik ve duygusal yönlerini ortaya koyuyorsun.”

Duygu ve estetik olmadan yaşam nedir ki? En büyük estetik yaşamın geometrisinde gizli. Hangi yöne bakarsam bakayım her yer matematik ve oran ve denge… Duygu düzenden mi kaostan mı gelir? Her ikisinden de. Düzenler kurup onları bozmaktan, bazen duyguları kontrol altına almaktan bazen zihni… Hepsinin birbirine teğet geçtiği alanda ne olur peki? Nefesle nefessizliğin arasındaki o biricik kısacık anda ne vardır? Yaşamın ve ölümün eşzamanlılığında pause düğmesine basınca, ne olur? Boşlukta asılı kalınca?

”Duyarlı yapınla ideal bir sembol gibisin.”

İdoller kırılmak semboller anlatmak duyarlılık idrak için. Her şey ve hepsi yaşam için. Olmak ya da olmamak demiş üstad. Hepsi ama hepsi bunun için.

”Hoşlanmadığın konulardan kendini arındırmak isteyeceksin.”

Bırakılacakları bırakıyorum. Elimle yaptıklarımı elimin tersiyle bozma silme ve her şeyi sil baştan varetme gücüm var gücümü tanıyor biliyor kabulleniyorum. Büyük sorumluluk. Nasıl kullanacağım?

”Vizyonun hakkında tutkulu ve kararlı olacaksın!”

Çift dikiş gidiyoruz! Peki! Anladım! Olacağım! 🙂

22 Kasım 2013