StressManagement_4

Malum sürdürülebilirlik kavramı pek bir gündemde. Aile hayatı, iş hayatı, hatta hobiler ve pekçok şey illa ki tek bir ağızdan SÜRDÜRÜLEBİLİR davranış ve tutum ister oldu! Yani asla ibresi ortasından şaşmayan, çıldırmayan, fena halde ZEN ötesi küçük Buddhalar, Mevlanalar modunda sonuna kadar KİŞİSEL GELİŞİM ile unlanıp CEHENNEMde kızartılmaya hazır çıtır androidler robotlar misali yaşayıp gideceğiz, öyle mi?

İNSAN olmak bunun neresinde? İnsan dediğin aslında çatlar, patlar, akar ve kokar! Hatalar yapar, hatalarından ders çıkarır, çıkaramazsa bir daha aynı hatayı tekrar eder, sonunda bir bakar ki yanlış olmaktan çıkmış her şey yaşamın kendi dokusu güzelliğine bir ilmek daha atılmış günler örgülenmiş zamanı dokumuş biraz öğrenmiş birazını unutmuş ve en sonunda YAŞAMAK NE GÜZEL ŞEY deyip çıkıvermiş işin içinden!

Şu anda size hayatımdaki eşzamanlı ve her nedense birlikte çıldırmaya dahası beni çıldırtmaya and içmiş tüm olumsuzlukları bir saymaya başlasam oturur birlikte ağlarız. Ve benim sinirlerim bozuk çünkü bugün bir ara ağlarken gülmeye de başladım. Komikti olan biten! Fena değil, ciddi sayılabilecek bir böbrek enfeksiyonu geçiriyorum, inşaat yapmak isterseniz haberim olsun, kum falan gönderebilirim?! 😉 Böbreklerin yanı sıra başka deliren şeyler de var, onlar özel. 😉

Her neyse… Tabii daha önce hiç başıma gelmediği için sevgili bedenimin bana attığı çığlığın dilini de bir yandan çözmeye uğraşıyorum ve çözüyorum da. Mesela birinci böbrek kumu döküverdi, bugün sıra ikincide, birincisinde daha çaresizdim, şimdi biraz daha ne yapmam gerektiğinin farkındayım. Kim demiş arada öğrenmek keyifli ya da sancısız diye. Değişim ve öğrenmekte daima yeniden doğum sancısı var. Belki de yaşamın kanunu bu bir yerde. Ağlasam da gülsem de bir orta noktam var. Sakinleştiğim, geri geldiğim, nefesimi hatırladığım. İşte bu ibreyi ortaya çeken şey benim için RESTORATİF YOGA.

Ruhum yedi şiddetinde deprem geçirse tüm hayatım sarsılsa ki çatır çatır sarsılıyor ve de buna ne tarafından baktığım da işin duygu ve algı boyutunu çok ama çok değiştiriyor ben yine de eninde sonunda bu rezaletimin ve felaketimin ortasından savaş muhabiri gözlemciliğinde an be an sana bildiriyorum sevgili okur! Bu bir meydan okuma! Bu bir ORTA YOL inancı! Bu bir her şeyin gelip geçici olduğuna dair SANCILI FARKINDALIK! Ağrıyla nefesim bedenimi yakarken yıkanıyorum adeta, içinde kalmayı seçtikçe ve bedenimi dinledikçe sırtımın arkasında omurgamı boylu boyunca destekleyen yastığın üzerine birazdan tekrar geri döneceğim. İlk yerleşmede söylenecek karnımın iki yanı gerilecek ve sonra yavaş yavaş yerçekimi etkisini göstermeye başlayacak beni kendine çekecek bağrına basacak bütün kaslarım su olup yere doğru akacak ve öyle derin bir teslimiyet bir kendini bırakma hali gelip her yanımı kaplayacak ki suda yüzerkenki neredeyse ağırlıksız bir beden olacağım. Zihnim çığlıklar atacak, önce kalbim deli gibi güm güm göğsümü delercesine vuracak kendinde vurulacak, zihnim daha çok kışkırtmaya çalışacak ve ben hareketsiz ve içinde ve şahit, kalacağım. Durmak en zoru!

Hatha yoga çalışırken bazen zorlayıcı bir asanada kaslar yaprak gibi titrer ya, Restoratif Yoga uygularken kaslar yerine zihin titriyor yaprak gibi çünkü zihin maymun, zihin oynak, zihin kaçak, zihin bazen çok korkak, gitmek bırakmak tozu dumana katmak istiyor havlu atmak… Zihin sürdürülebilirliğin tam zıddı olmak istiyor bazen! Stres yönetiminin karşısında düşman kesiliveriyor, illa ki benliği meditatif ve izleyici tahtından edecek darbe yapacak, yaşamı rayından çıkaracak!

Zihnimin bu aşırılıklarını yakından izledikçe, içimden yorganların altına saklanma isteği daha da çoğaldıkça ve bile isteye zihnimin buyurduğu bu tembel isteklerin tam tersini yapıp hayatta kaldıkça sağlıklı bir ruhsal direnç ve bağışıklık geliştiriyorum böylece.

Bıraksalar yarın gidip doktorumun kellesini uçurabilir, Roma’yı yakabilirim! Belki üstüne gider istifa da ederim! Hatta o da yetmez o kadar haklıyımdır ki çılgınlığımda herkes kötüdür ve ben iyi, kapatırım kendimi eve girerim bir temiz depresyona oh ne ala! Lütfen zararlı atıştırmalıkları ihmal etmeyin, patates cipsleri, kolalar ve fantalar gelsin, yan gelip yatmak, hayatın ne kadar çekilmez ve ümitsiz olduğuna dair ipe sapa gelmez şiirler yazıp edebiyat yapıp biraz da film çekme hayali falan kurmak gerek!

Oysa az önce ne yapıyordum? ve bu yazı kendini dört saniye içinde MISSION IMPOSSIBLE tadında imha edecekken tekrar destek yastığının ve yoga matımın üzerine döneceğim RESTORATİF YOGA duruşlarından bir tanesinin daha içine yerleşip bu anlamsızlığa giderek şaşırıp sonra şaşkınlığımdan da sıkılıp zihnin ötesinde sakin bir vahaya ulaşacağım. Aslında ulaşmama dahi gerek yok çünkü o sakin vaha hiçbir yere gitmiyor, hep burada ve daima orada kalmak mümkün…

Bazen her şeye rağmen acıyla, rahatsızlıkla baş etmede o sıkıntının ta gözünün içine bakmak da gerekiyor, bakışlarını kaçırmadan!

Her şeye rağmen RESTORATİF YOGA! Bu defa en çok kendim için… ve dalga dalga hafifliyor ağrı algısı, beden, yük gibi olan her şey, hafifliyor, omuzlar biraz daha yaklaşıyor yere doğru. Hafifiz… Artık stresle barışabiliriz! 🙂

…devam edecek (2. bölüm: Pozitif stres diye bir şey var mı?)

Not: Bu panik ve çıldırma noktasına gelip oradan gerisin geri normale dönme rotasında kullandığım yöntemleri keyifle paylaşacağım. Bazılarını ben de yeni yeni keşfediyorum, bazılarını öğrendim ve yavaş yavaş etrafıma aktarmaya başladım. Şunu biliyorum ki yüzyılın ve bu şehrin esaslı konusu STRES! 🙂 İşimiz var yani…

7517665_orig