Stress-ZebraStripes

Yazının 1. Bölümünü okumak için tıklayın… Stres yönetiminiz sürdürülebilir mi?

Geçen Cuma Sinan Erdem’de izlediğim André Rieu & Johann Strauss Orchestra konserinin ardından bir düşüncedir aldı beni. Epeyce orkestranın becerisi, takım olarak çalışma yetisi ve sarfettiği emek, sürekli turne ve yolda olma hali üzerine düşündüm durdum. Çünkü bu muazzam gösterinin ardında azim, disiplin, keyif, çok çalışmak, dünyanın en tatlı emeği vardı. Yaptığın işi sevmek vardı! Üstelik bütün bunlar kendinle, bazen zamanla, bazen rakiplerinle, ya da doğanın da itkisiyle mücadelesiz olmazdı, olamazdı! Yani stres hep vardı! Bahsettiğim şiddet içerikli amansız bir üslup değil. Sadece kendimizi zorlanmış ve baskı altında hissettiğimiz zamanlarda içimizden yükselen o korku dolu tsunami büyüklüğünde kabaran ve her şeyi kendiyle birlikte sürüklemeye kalkışan öfke, kullanılmışlık, isyan dalgasından bahsetmek istiyorum. Acaba gerçekten öyle mi?

Doğada hiçbir canlı kendi ortamında dış etkenlerden gelen baskıya ve strese akıllı sağlıklı sağkalım yanıtları veremez ve bu denemelerden hiçbir şey öğrenemezse ölür yaşayamaz.

Bunu kabul ettikten sonra rahatlıyor insan.

Ama… ama … AMA! diyecek gibi oluyorsunuz biliyorum. Bazen ben de öyle oluyorum! Bugün patronum bir ara ”Don’t take it personal!” dedi bir ara. Sağol dedim içimden, tamam, haklısın, kişisel almaya gerek yok gerçekten de. 🙂 Çoğunlukla iş, okul, proje, sınav, eş, sevgili, arkadaş, çoluk çocuk derken biz aslında KİŞİSEL alırız yaşamda olanı biteni! Geriliriz, gereriz! 🙂 Elektrik devrelerinin direnci vardır ya hani! 220’yi yediğinizde ne denli geçirgensiniz o akım içinizden geçtiğinde deriniz yanık mı kokar saçlarınız diken diken midir yoksa ”sürdürülebilir direnciniz” mi vardır ve rahatlıkla göğüsleyebilirsiniz akar gider sizin formunuza pek bir şey olmaz siz sadece bir kanalsınızdır akımın içine dahil olmaz sürüklenmez yanmaz dolayısıyla yanık kokmazsınız! Kişisel almamak böyle bir şey olabilir mi?

Bu KİŞİSEL ALMAMAK (Don’t take it personal) tavrında olabilmenin ve bu türden bir direnç geliştirmenin adam sendecilik ve vurdum duymazlıkla bir ilgisi yok. Tersine, çevrenizdeki olaylara karşı yine duyarlı kalabilir ancak tepkisellik değil etkisellik merkezli tavırları ve eylemleri benimseyebilirsiniz. Herhangi bir konuya bir kişiye tepki vermek yerine merkezinizden ne o kişi için ne de kendiniz için olayı kişiselleştirmediğiniz son derece tarafsız bir noktadan hareketle bir tutum belirleyebilirsiniz.

Restoratif yoga olumlu ve olumsuz stres nedir öncelikle onu ayırt etmeyi öğretiyor. Gelişim için stres gerekli çünkü sorunlara çözüm bulmanın ya da bulmaya çalışmanın, sağkalımın arkasında itici güç olarak stres var. Bir leoparla karşı karşıya kaldınız onun gözlerinin içine bakarak lütfen beni yeme diye yalvarmak ile vargücünüzle kaçıp sonunda bir iki akıllı manevra keşfedip leoparı atlatmak da bir seçenek! Her zaman seçimlerimiz vardır! Sürekli bir şeyleri seçeriz! Uçurum kenarına doğru koş, uçurumun kenarına gelince kendini yere at ve ağaç köklerine tutun, seni takip eden leopar uçurumdan aşağı uçsun, sen sağ kal, hani çizgi film sahnelerindeki gibi! 😉 Bu da bir çözüm! Stres altındayken olmayacak şeylere çözüm üretiriz. Bu bizi yaratıcı yapar! Sonra da bir güzel vayyy beeee, ben neymişim deriz! Deriz de… bütün bunlar olurken vücudumuzun hormonal, yani kimyasal yapısı da gökkuşağına döner! Çalışmak gerekli, adrenalin gerekli, dinlenmek gerekli, uyku da gerekli. 🙂

Okul bitirme projesi, tez yazanlar iyi bilirler, o tezler bir türlü bitmez! Neden? Çünkü kafanızın üstünde Demokles’in kılıcı sallanmaz da ondan! Birileri bizden bilmem ne kaç güne kadar bilmem ne isteyecek ve biz yetiştireceğiz ve dünya dönecek! Yoga eğitmenisiniz, berbat işinizi terk etme hayalleri ile yanıp tutuşuyordunuz, tamam bıraktınız diyelim, fena değil bir öğrenci kitlesi de var oluştu etrafınızda derslerinizi veriyor yeterince gelir de elde ediyorsunuz. Yine de yetişilecek ders programları, hazırlanacak atölyeler, dersler var ve şehrin dört bir yanına dağılmış stüdyolar arasında mekik dokuyorsunuz. Zen bulutlarından aşağı biz ölümlülerin dünyasına pardon cehenneme gerisin geri düştünüz dudak büküyorsunuz, hıııhhhh, hani değişecekti her şey? Stres aynı stres, yoğunluk aynı yoğunluk! Sadece yaptığınız iş değişti. Hatta arada bir öööffff diyorsunuz bu benim en sevdiğim hobimdi, oldu mu sana iş! 😉

Değişmez. Olumlu ve olumsuz stres kaynaklarınızı kişisel olarak kendiniz için siz tanımlamadıkça ve bu tanımlamayı düzgün bir şekilde yapabilmek için zihninizin ve bedeninizin kumaşını tanımadıkça hiç bir şeycikler değişmez! Çünkü algımız değişmez, olaylara, etrafa bakış açımız aynı kalmıştır, tepeden tırnağa bir hayat değişikliği yapsak bile!

Buyrun Restoratif Yoga’ya! 🙂

Üstelik sanmayın ki Restoratif asanalarla (duruşlarla) çalışıp teslimiyeti, kendini bırakmayı keşfedince işin özü o halde kalmak! Hep ZEN olacağını, kalacağını farzediyor insan. Elbette ki hayır, sadece kendi dört mevsimini daha bir keyifle gerekirse ciddiye alıp gerekmezse hafife alarak yaşama sanatına belki bir adım daha yaklaşmak… Aslında kendimizi bırakıp teslim edebildiğimizde kendi iç sesimizi duymak dinlemek için bir alan açarız. Etraftaki bütün gürültü susar derinlemesine içe dönülür ve eninde sonunda o iç ses fısıldamaya başlar gerçekleri… Bir türlü dile gelmeyen gözünün içine bakılmayan ne varsa usul usul ve azar azar hiç incitmeden sarsmadan dünyanın en doğal şeyleriymiş gibi bir bir önümüze gelmeye başlar. Üzüntülerimiz, sevinçlerimiz, aklımıza takılanlar, hatta bazen bedenlerimize attığımız enerjetik imzalar, mesela öyle bir kovmuştur ki sizi patron hayatınızın belli bir döneminde, bir işyerinden atılırken ya da ayrılırken hissettiğiniz öfke ve mahcubiyet yakanıza yapışır, omuzlar çöker, göğüs kapanır, bir üzüntü ve azap ki imzasını bırakır, ilelebet siz farkına varın diye bekler bedeniniz, bu psikosomatik mahcubiyet ve kendini belki de infaz etme ya da suçlama hali bir bitse de yeniden omuz başlarınız kulaklarınıza doğru çekilse oradan geriye doğru yuvarlansalar ve kürek kemiklerinizin ortası çukurlaşmış böylece göğüs kafesi rahat, boyun rahat, omuzlar ve ense RAHAT! 🙂 Bazen de çok şişer gurur yaptırır insana küçük dağları yaratırsınız ve şişirdiğiniz hayat balonunuz hiç patlamayacaktır göğüs önde çene sivri ve havada bakışlar hep tepeden! 😉 Bedenimizi imzalar ve mühürleriz! Sonra gel değiştir değiştirebilirsen bazı alışkanlıkları tavırları?! Zihin ve beden birlikte hareket eder. Biri diğerini pekala etkiler! Farketmek, farkedebilmek bazen bu bile yeter!

Olumlu yani pozitif strese EUSTRESS deniyor. Eustress, endokrinolojist Hans SELYE tarafından tanımlanmış bir kavram. İyi huylu stress kısacası! 🙂 LAZARUS tarafından da tanımlandığı şekilde stres faktörüne verilen ussal sağlıklı yanıt, ardında bıraktığı rahiya başarma ve tamamlanmışlık, kendi içinde tutarlılık ve bütünlük duygusu. EUSTRESS, hayattan aldığınız doyum ve gönenç hissiyle ilgili. Bu ne kadar yüksekse dış etkenleri olumsuz, negatif stres olarak algılama da bir o kadar azalıyor, hayatın getirdikleri ile başa çıkabilme yetisi ile de yine doğru orantılı. Negatif stres, DISTRESS olarak tanımlanıyor. Yoldan çıkmışlık, kurban gibi hissetme, güçsüzlük ve ardından gelen hayattan vazgeçiş, depresyon, yetersizlik gibi duygularla iyice körükleniyor. Aslında depresyonda olan bir kişi oldukça stres altındadır da diyebiliriz, yani olumsuz stresten etkileniyordur.

Dolayısıyla pozitif ve negatif stresi iki kutup, yani uç nokta olarak düşünürseniz siz tam olarak bunun neresinde yer alıyorsunuz? Eğer amaç sıfır yani nötr noktayı yakalamak derseniz yoga ağzıyla o nokta nefesle nefessizlik arasındaki saliselik anda mevcut ve o da zaten varolmamakla eş anlamlı. Kısacası nefes alırken ciğerleriniz dolar, göğüs kafesiniz genişler ve bu diyaframı da hareketlendirerek aslında tüm iç organlara ve bedene bir tür strestir, beden tümden etkilenir. Nefes verirken de yine stres vardır çünkü tekrar beden şekil değiştirecektir, göğüs kafesi ve karın söner. Tam nefes almakla nefes vermenin arasındaki o boşluk hali ise yani ne nefes var içinizde ne de nefes alıp tekrar ciğerleri dolduruyorsunuz, o boşlukta hiçbir şey yoktur, edim yoktur, yaratım yoktur, hareket yoktur. Üstelik, bir miktar pozitif arttığında illa ki negatifle ve yine tam tersiyle sürekli doldur boşalt misali dengelenmeyi arzular, iki kutupluluk bunu gerektirir. Bir de yaşamınızdaki pozitif ve negatif stres yaratan faktörleri (bunlar içsel de dışsal da olabilirler) tanımladıktan sonra bunların hangi durumlarda uygun ve verilmesi gereken tepkiler olduğunun kararlarını da belirleyebilirsiniz. Seni yiyeceğim diyen leoparla burun burunasınız ve bir karar vermeniz gerekiyor hem de hemen! Kaçmak mı? Bir tane burnunun ortasına indirmek ve kendini savunmak mı? Akıllı bir sıvışma yolu mu? Hamleniz ne olacak? Bu kararları daha becerikli ve kendi içsel bilginizin ışığında verebilmenin yolu biraz Restoratif Yoga’dan geçiyor olabilir. 🙂

Bir dahaki sefere iyi veya kötü bir olayla karşılaştınız bayır aşağı koşup frenleriniz patlamış gibi öteye beriye çarpa çarpa yaralana yaralana mı durup durulacaksınız? Yoksa biraz daha başınıza gelen olaylarla aranıza mesafe koyup KİŞİSEL ALMAMAK koltuğuna kurulup yaşam sinemanıza bir bilet mi alacaksınız? 😉

Çünkü kendi kakafonisini de armonisini de dinleyebilmeli insan, hem de kendinden hiç utanmadan!

Kendinize, nefesinize, bedeninize, ruhunuza yer açın! Bırakın sizinle konuşsun!

Bu Perşembe, 5 Aralık 2013, saat 20:30’da OM Yoga Stüdyosu‘nda RESTORATİF YOGA tanıtımı

Bu Cumartesi, 28 Aralık 2013, saat 14:40’da LUCINA Yoga & Hamile Eğitim Merkezi‘nde RESTORATİF YOGA tanıtımı

Yolunuz düşerse bekleriz… 🙂

(devam edecek… 3. bölüm: Meditasyon ile Restoratif yoganın farkı nedir?)

restorativeyoga

English lyrics

The town lies under mist
I am up on my mountain
in my black garden
squeezed in between the heavens
in the enclave of my choice
where I am hiding
in Nagorny Karabakh

Once deep forests
mountain chains, maybe ice
a brass-yellow sun
perpetrates a paradise
my sys- or diastole
and between them the moment
borne by the birds
about their business here
in the enclave of my heart
where I lose myself
in Nagorny Karabakh

I climb down the mountain
enter one or another valley
flying flags of every colour
in Mount Karabakh

Two large black ravens
devouring the plums in the tree
I wonder if the other city cares for me
In the enclave of my choice
where I am hiding
in Nagorny Karabakh

Come and pay me a visit
I have unlimited time
and the view is most lovely
over the clouds and the town
in Nagorny Karabakh
Nagorny Karabakh
Nagorny Karabakh