2013-12-22_004615

Bana otosansür kelimesini çağrıştırıyor ne yalan söyleyeyim. Yazmaktan zevk aldığım, bir yandan acı çektiğim, içimi dışımı birbirine katıp bütün kirli çekmecelerimi karıştıran bir kitap yazmaya koyuldum, nereden bilecektim bu kadar sarsıcı bir deneyim olacağını?! Bu gece en uzun gece ve ben çok acemiyim sözcüklerimle, alevim titrek biraz önce yüzüme gözüme bulaştırdım bir şeyleri, dedim bir kadının parfümünü en iyi öğrenme yolu nefesini onun boynunda hissetmektir, ne yakın ne uzak, bir çuval inciri berbat ettim böyle cümleler dolusu oyun oynuyorum kendimce samimiyetsizliğim çok samimi nasıl olsa gecenin karanlığı örtüyor üzerimizi ve sabah olunca hiçbir şey hatırlamayacağız. Karanlığın dilini konuşurken aydınlığa laf ettiğimizi bilmeden düşürüyoruz heceleri birer birer kimisi çakıl kimisi kum tanesi bazısı elmas yakut en nihayetinde taş, sözün herbiri taş üstüne taş koya koya duvarlar örüyor etrafımıza aramıza birleşecekken ayrılıveriyoruz ya da tam tersi. Yılın en karanlık ve uzun gecesinde ne fısıldadığına dikkat kesil belli ki bir niyetin var temiz olsun şeffaf ve kendiliğinden…

Hepsi ah şu kitap ve yazma meselesi… Kırılacak tabular, aşılacak egolar var.

Not: Queens of the Stone Age’in konserinde özellikle üçüncü parçaya dikkat..

”…Like Clockwork” 😉