Meditasyonun beyin dalgaları üzerindeki sakinleştirici etkisi
Meditasyonun beyin dalgaları üzerindeki sakinleştirici etkisi

Stres serisine devam… Yazının birinci ve ikinci bölümleri için tıklayın.

1. Bölüm Stres yönetiminiz sürdürülebilir mi?

2. Bölüm Pozitif stres diye bir şey var mı?

Bu yazının başlığı ilgi çeker ama yanlış bir önerme de olabilir aslında! Kişiye göre, deneyime göre yine değişkenlik gösterecek cevaplarla karşı karşıyayız. Hatta hergün uyguluyorsanız kimi zaman meditasyonunuz meditasyon değil, yoganız yoga değil. Ya da bunların hepsi meditasyon, hepsi yoga! Çünkü yaşam hergün değişken. Biz de öyle. Sürekli değişiyoruz. Zihnimiz zaman çizgisinde belli kareleri hapsediyor fotoğrafını çekiyor ve sonra bir yanılsama oluşturuyor bundan sonra hep böyle diyor! Despotun teki! Niye öyle ki? Niye bir şey geçmişte öyle oldu diye şimdi ve yarın da öyle olsun? Bu söylediğim bize güzel ve olumlu gelen şeyler için de geçerli. Dört mevsim bakış açısıyla yazıyorum. Tüm güzellikler oh gelsin, çirkinlikler defolsun gitsin çocukça olurdu, ya da bencilce. 😉 Yaşamın özü değişim ve ayak uyduramayıp ya da hayır bu böyledir diktasına kendi kendimize farkında olmayıp her oy verişimizde evet, yaşamın akışkanlığı önüne set çekeriz. Bütün o sürprizler, anlık coşku neşe ne varsa kapıdan çıkıp gider. Çünkü arayışın kökeninde korkular endişeler yatıyor olabilir. Her stres yaratıcı söz, olay, konu bizim içsel tepkilerimizle yakından ilişkili. Biraz daha açalım…

_1

Supta Baddha Konasana‘da kalın yastığın üzerine yerleştiniz yattınız uzandınız ve ayak tabanları birbirini buldu kalça ve alt bel bölgesi yavaş yavaş yerçekimine bırakmaya başladı kendini ve fakat kasıklardaki gerilme rahatsızlık verici bir yandan, neyse ki eğitmeniniz farkında ve gerektiği şekilde dizlerin altından tatlı bir destek verdi. Eh, pekala birkaç dakika daha katlanabilirsiniz buna. O arada nefes nerede nereye gitti ne oldu hiç bir fikrimiz yok, nefes de neymiş zaten?!?! Sonra zihin girdi devreye ” amaaaaan bu ne yaaaaa işte ne olacaksa yatıyoruz burda öööffff,” ya da ”yarın alışverişe çıkmamız lazım, çocukları alayım kurstan bakarız,” arada belki ”aaaa, sırtıma iyi geldi galiba, dur belki de çok kötü olmasa gerek, hele bir dersin sonunu görelim…” üstüne bir de ”çok da kötü değil masaj gibi sanki…” ve daha nice benzer düşünce…

Alışmadığımız, hiç karşılaşmadığımız durumlar, duruşlara olan ilk tepkimiz ya onu reddetmek, ya kendi duruşumuzda inat etmek ya da neyse yapacak bir şey yok deneyelim bari deyip taa ki bu yeni duruma alışana dek sinirlenerek hatta korku ve endişe içinde durumun normale dönmesini beklemek. Normal nedir ki? Zihnin dondurup öğrendiği karedeki yerleşip kemikleşmiş bir düşünce kalıbıdır ve o bize göre öyle olmalıdır, başkalarının, yaşamın diretmesi iddia etmesi önemli değildir ve yeter ki kuyruğu dik tut, haklısın, haklıyız, haklıyım! Doğrusu bu zaten! 😉

Bir deneyimin bizden aldığı götürdüğü ne varsa, eğer bunlar elimizdekilerden, içsel kaynağımızdan, o an verebileceklerimizden ya da karşılayabileceklerimizden daha fazlası ise strese gireriz.

Tam bu noktada zihnin çalmaya başladığı bozuk plaktan nağmeler…

”Yapabilecek miyim? Başarısız olursam ne olur? Ya başa çıkamazsam? Rezil olacağım? Herkes hakkımda ne düşünür? Ben kendi hakkımda ne düşünürüm? Herkes kötü birisi olduğumu düşünecek? Ben kötü müyüm? Beceriksiz miyim? Bencil miyim?”

Bozuk plağın ikinci nağmesi… ”Ne düşünürlerse düşünsünler! Elimden bu kadarı geliyor! Aman canım bir başkası hallediversin! Böyle olması benim suçum değil zaten!”

Bozuk plağın üçüncü nağmesi… ”Yakında buralardan gideceğim, hele çocuklar bir büyüsün, sonra ver elini emeklilik, yemyeşil bir bahçe, ufak bir ev, oh keyfime bakarım. Yalnız bir bahçivan falan köyden bir aile tutmak şart, uğraşamam öyle bahçeyle falan, hele bu yaştan sonra. Veririm iki kuruş hem onların hayatı kurtulur hem benim başım ağrımaz.”

Bozuk plağın dördüncü nağmesi… ”Keşke şimdi yapabilsem, ama ah be hayat, çok ağır geliyorsun bazen. Bunca sene çalış didin ne için?”

Tanıdık geldi mi? Bu plağı veya benzerlerini defalarca çalıp dinlediğimizden eminim.

Dolayısıyla aslında Restorative Yoga ya da herhangi bir yoga sırasında bütün bu zihinsel engeller nağmeler olumsuz düşünceler hatta bazen aşırı olumlu cümleler rol yapmalar rol yaptığının farkına varıp öfkelenmeler elbette, hepsi insan için, bizim için.

Meditasyon her an her yerde… Ancak bu yukarıdaki zihinsel kısırdöngünün ötesinde kişisel bir deneyim. İster bağdaş kurun oturun, ister Restorative Yoga’da yukarıdaki resimde gösterilen Supta Baddha Konasana duruşuna girin, yerleşin, rahatsızlığınız, stresiniz, tepkiniz ve siz her yerde o an olduğunuz halinizsiniz. Her olay, her yeni deneyim size kendinizi aynalayacak gösterecek. Yelken yapan, iş anlaşmalarını bağlayan, yemek pişiren, seven, ağlayan, gülen, söven kişi aynı kişi, ne yaptığının bir önemi yok, nasıl yaptığının önemi büyük ve stres altındaki kişiyi tanımak istiyorsanız yalnızca tepkilerinizin bir güncesini tutmaya başlayın, her sabah uyandığınızda sabah sayfalarınız olsun, başlayın listelemeye, neye kızdınız bağırdınız, ne sizi çok üzdü, gücendirdi, neye sevindiniz, hiç düşünmeden, hiç sansürlemeden, yargılamadan, yazın yalnızca ve sonra haftalar sonra bir geriye dönüp bakın yazdıklarınıza… İster komik, ister basit, ister çok ağır, ister hüzünlü, sevinçli, hepsi bizim. İnsanız. Doğamız bu!

Ayrıca her gün en az 5 dakika Supta Baddha Konasana uygulayın (resimde gösterildiği şekilde) ve her uygulamadan sonra yine sansürsüz, bu duruşu uygularken nasıl başladınız, ne hissettiniz, nefesinize ne oldu, zihninize üşüşen düşünceler neydi, yazın güncesini tutun.

Bu alıştırmayı 21 gün aralıksız yapın. Sonra geri dönün ve bir bakın uzaktan. İzleyin sadece… 🙂

Sonra burada yeniden buluşalım ve soruyu yeniden soralım. Restorative Yoga ve Meditasyon, ikisi aynı şey mi? 😉