LUNAPARK_GONDOL-500x500Annemin ödü kopardı! Yasaktı bana lunaparklar! Çarpışan otolar hadi neyse, balerin, hele hele GONDOL! Asla! Allah yazdıysa bozsundu, kafam gözüm patlardı şuydu buydu kavanoz çocukluktu isyanlar ve hırçınlıkla dolu…

Bir yaz sezonu, Ege’de kasabaların birinde kaldığımız kızyurdunun karşısında büyükçe bir lunapark var. Kim tutar bizi? Yıl 2001, internet cafeler pek yaygın değil, bağlantı yavaş, canımız sıkılıyor. Yapacak hiçbir şey yok… Her akşam yemekten sonra cümbür cemaat arkadaşlarla lunaparkın yolunu tutuyoruz. Derken önümüzde bütün ihtişamıyla GONDOL.

Akıllananlarımız şortların pantolonlarının ceplerini boşaltıp da geliyorlar. Cepte çantada ne varsa gondoldan biz inmeden çoktan yerlerde, sigara, çakmak, bozuk para, kasabanın veletleri toplayıp geri veriyorlar bazen de ufak ticaret takas işleri yürüyor, aldın verdin, o senindi bu benim…

Grup derhal ikiye bölünüyor, bir kısmımız gondolun en arka sırasına, diğer grup karşı tarafın en arka sırasına oturup nizamımızı alıyoruz. Derken başlıyoruz ufak ufak devinmeye sonra giderek artıyor hızımız, yükseldikçe savruldukça sarkacın ucundaki kayıkta gondolun iki ucu arasındaki devinimin süresi uzadıkça gondolun yaptığı açı evrildikçe evriliyor… Genişleyen bu hareketin doruk noktası en arka sırada oturduğumuz yerde savrulmanın hızıyla ayaklarımızın yerden kesilmesi ve birkaç santim kadar havalanmamız! Uçuyoruz! Boşluktayız! Charlie’nin Melekleri misali en ortamızda Charlie rolünü yakıştırdığımız kişi önce yanında oturanların omuzlarına hafifçe bir bastırıyor oturtuyor sonra sırasıyla bizim yanımızdakilerin de omuzlarına basıyor, böylece hepimizi kolluyor, sanki uzayda yerçekimsiz ortamdayız bu birkaç saniyede tüm evren nefesini tutuyor, nefesimiz kesiliyor… Sonra yeniden aşağı kayıyoruz kucağımızda bacaklarımızın üstünde enlemesine bir demir boru var güya güvenliğimiz için yerimizde kalalım diye, bu savruluşların hepsinde havalandığımızda ona abanıyoruz. Farkında değiliz, biz abandıkça o kendine has izini bırakıyor daha sonra hissedelim hatırlayalım diye…

Üst üste gondol maceralarından ilk başlardaki adrenalini alamayan grup Peugot minibüs ayarlayıp Fethiye’ye inmeye karar veriyor, plaja gideceğiz. Bikinileri çektiğimiz anda farkına varıyoruz ki hepimizin üst bacaklarda sanki coplanmışız gibi enlemesine her iki bacakta da aynı hizada koyu erik rengi çürük izleri var! Plaja çıktığımızda bir garip haldeyiz çok gülüyoruz, gondol demiriyle dağlanmış bir tuhaf çocuk sürüsü, genç ve güzeliz, bir yazlığına azılı gondol çetesiyiz! 😉

Lunapark Kraliçesi V.’ye selamım olsun! Bütün taşra gondolları benden sorulur!

İmza: Gondol Düşesi 😉

Lunapark Kraliçesi’nin yazısını okumak için tıklayın… Yeni Tur Yeni Bilet