Buddha11

Önümde çok önemli bir ders var. Göz kırpıyor bana. Bu akşam konuşurken, sözler ağzımdan dökülmeye başladığı anda, herbir hece özümün yüreğinden gelip akarsa geçmiş ve gelecek değişmiş olacak. Dünle yarının anahtarlarını tutuyorum elimde. Farkındayım. Arada nefesim kesilecek gibi oluyor sonra merkeze dönüyorum, içimin merkezine, odağına.

Elde etmek, elde edilmek, kazanmak ve kaybetmek üzerine değil bu konuşma. Kendi gerçekliğim, gerçekliğimiz ve onu en uygun ve içten haliyle dillendirmekle ilgili.

Bunun hazırlığı olmaz. Ana hazırlanılmaz. Anda olunur ancak.

Yürekten iletişim kurmak dediğimizde kendi kuzey ve güney kutuplarımıza birer bayrak dikeriz, evet, buradaydım ve bu uçsuz bucaksız uzayan soğuk ve beyaz iklimin toprağına ayak bastım deriz. İnsanın kendi iç coğrafyasında usuldan bir devr-i âlem turu atması önemlidir. Gidilmedik kıta, görülüp gezilmedik orman, aşılmadık çöl kalmazken hayat geçer kendiliğinden yolculuk sürer manzara değişir yol arkadaşları vasıtalar değişir.

Amacım ne keskin kılıçla ne narin ipekle kesmek deşmek değil, deşilmek ve kurban gitmek hiç değil. İlk kez belki de kana susamadan kurulacak cümleler paylaşılacaklar var. İki kıyı arasında uzanan engin denizin üzerine inceden bir köprü gerdireceğiz belki. Birbirini derinden kavramanın ve kabul etmenin derin sessizliği yüreğimizde büyüyecek. Dedim ya, belki. Köprü dediğin geometrinin iki bacağı var biri bir yakada diğeri ötekinde ve ola ki ayaklardan birinde bir zayıflık ya da statik tereddüt varsa dahi Asya ve Avrupa’nın birbirine kavuşmayan ve karşılıklı bakışan geceyarısı ışıkları olmak da var kaderde.

Şefkat dediğimiz olan bitenle olabilme kalabilme hali acıtmadan üzmeden üzülmeden. Karşılıklı beklentilere verilen bir cevaptan çok bir kendiliğindenlik ve olağanlık. Yaşamdaki olağanüstü halin kalkması kişisel terörün sonunu getiren derin sükût.

Sonrası sonra… Kim bilir?

28 Şubat 2014

Yazının birinci bölümü için tıklayın… Şefkat?

Yazının ikinci bölümü için tıklayın… Şefkat (2)