23583996
HÜRRİYET GAZETESİ: ”İstanbul Feminist Kolektif’in çağrısıyla onbinlerce kadın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bu yılki teması ‘direniş’ olarak belirlenen 12’nci Feminist Gece Yürüyüşü için saat 19.00 da Galatasaray Meydanı’nda toplandı.”
Haberin devamı http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25970253.asp

İstanbul kışa hemen veda etmek istemedi. Yağmur rüzgar sis işbirliği içinde renkler solgun. Baharın armağanı renk cümbüşünü davet etmeden önce güç topluyor.

Yeşili özledim. Sıcağı değil ama sakin ve serin yeşili… Geceleri ormanın kıyısından yürürken ağaçların her nefes alıp verişlerinde yaydıkları o güzelim çam kokusunu. Galiba nefes almayı özledim. Nefes var, nefes almak var ve vermek. Nefesi eğip bükmeden zorlamadan ondan kaçmadan olmak var. İzleyici kimliğini izleyen kimlik de kendini var etmeye başladığında artık oyunun anlamsızlığına aymaktan olsa gerek oyunlar ve kelimeler bilmeceler çözülüyor sessizlik konuşmaya başlıyor ve özün içsesinin şarkısı yükseliyor gerçeklik kah güneş olup doğuyor haneye kah gecenin içinde usulca süzülen ayın gelgitine teslim ediyor kendini yaşam makbul ve olağan ve aynı zamanda olağandışı sıradanın mucizesine tanıklık ve huşû içinde yalnızlığın biricik tek olma haline dönüşmesi kelebeğin kozadan çıkışı… Nasıl diye sordu dün bir arkadaşım. Yalnız olmakla nasıl başa çıkılır. Yaşamın sunduklarına eroinmanmışçasına sarılmadığında dedik sonra. Yaşam gerekirse bağımlılıklar kümesi içinden çıkılamayan ayağa dolaşan. Dünya Kadınlar Günü, Kadın Emekçiler, Gezi Parkı derken… Park ve protesto ve ses susmuş küsmüş gibi yaparken doğrusu ya kadının binlerce yıldır elinden alınan en büyük gücün ”yalnız” varolma becerisi olduğunu düşündüm. Varım buradayım demek ve kendini gerçekleştirme uğruna meydanlara akıp protesto edip bağırıp çağıracak durumda oluşunu karmakarışık duygularla izledim izlerim. Suffragettes (Süfrajetlergelir sonra düşer aklıma. Ne gariptir kendini sarayın parmaklıklarına zincirleyip esaretini aktivist bir protestonun çığlığına dönüştürme zorunluluğu ve ihtiyacını hissetmek. Ne gariptir bir kadın olarak köşeye sıkışmış hissetmek! Ve yine ne gariptir ki kendini yavaş yavaş köşeye sıkıştıranların yine kadınlar olması! Hakkını, nefesini, varlığını, özgürlüğünü, ruhunu, hayallerini, yüreğini, bedenini sürekli vazgeçişlerle özdeşleştirdiği bir hayatın ve kendini şekilden şekle sokmanın köleliği bileklerine dolanan uzun saçlarının zinciri… Farkına varınca bir öfke seliyle baştan ayağa içinde bir yangın hissetmesi! ”Erkek Düşmanı”… ”Çirkinse feministtir”… ”Sıskaysa bereketsizdir”… ”Lezbiyen miymiş?” Suffragettes için yine aklıma gelen bir iki kalıplaşmış cümle… Kadınlığın tarihinin gözlerinin içine bakınca, Inanna, Athena, SapphoMeryemGuan YinSaraswatiAnjezë Gonxhe BojaxhiuPrenses Diana, Simone de Beauvoir, Virginia Woolf, Slyvia Plath, Doris Lessing, Fatima Mernissi, sayamayacağım daha niceleri şekilden, dekordan, saçtan, gözden, kirpikten, bazen sıfır beden kıyafetlerden, zırhtan, kılıçtan, oktan, dünyevî ve fuzulî olanın içinden geçip Saraswati‘nin ustalığı ile sütle suyu birbirinden ayırdederek kendini var edince, şekilde pekçok hayat yolundan vazgeçiyor gibi görünseler de, kadın kendi yolunu yürüyecek yüreğinden yükselen şarkıya var gücüyle katılacak onu söyleyecek. Önce kendine saygı duyacak kendini sevecek… Bu şarkı öyle bir şarkı ki siyaset, din, kültür ve her türlü sistemin üzerinde! Yardım isteyeceği kızkardeşleri olduğunu unutmayacak! Yalnızlık mı? Kadın asla yalnız değildir ki! Bu bir yanılsama olsa olsa! Yüreğinden kıskançlık, hasetin, birbirinin gözünü oymanın ve birbiriyle didişip yarışmanın dikenini çıkaracak ama önce! Ne demişler? ”Divided we fall, united we stand” (Bölününce düşer, birleşince güçleniriz) !!! Bunu unutmayacak !!! Kendi hemcinsine ihanetin bedeli vardır, bunu bilecek! 🙂 O bedel gerçek yalnızlıktır işte. Birbirine kardeş deyip sarılmamanın ihtiyacı olduğunda kendi durumu iyi olduğu için omuz silkmenin bedeli vardır. Hayat gelir o bedelleri illa ki tahsil eder! Şiddete karşı durmanın gücünü cesaretinde ve bir olma duygusunda bulacak iliklerinde hissedecek! Kadın olarak nefes almanın bilincine erişecek! Yaşamının sorumluluğunu üstlenecek! Birbirini güçlendirecek destekleyecek! Üstelik bunu eril kurallar ve eril bir dünya içinde sağlıklı bir öfkeyi kendine yakıt yaparak yaratıcılığının ateşine dönüştürerek yapacak, bizim top ve tüfeğe ihtiyacımız yok! Olanlar düşünsün! 😉

Yazdım ki hatırlayayım, hatırlayalım. Bu dünyanın yüzünde yürürken bıraktığımız ayak izlerinin yaşam amacımıza doğru bizi yaklaştırdığından emin olmak için… 🙂

Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun!

8 Mart 2014

HÜRRİYET GAZETESİ: ”Suudi prenseslerden özgürlük çağrısı”

Suudi Arabistan kralı Abdullah Bin Abdülaziz el Saud’un kızları Prenses Sahar ve Prenses Jawaher son 13 yıldır babalarının Cidde’deki sarayında zorla alıkonulduklarını iddia etti. İngiliz Sunday Times gazetesi 42 yaşındaki Sahar ve 38 yaşındaki Jawahir’in elektronik posta ve telefon yoluyla kendileriyle iletişime geçerek yardım istediğini açıkladı.

Haberin devamı… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25971408.asp