HiRes
“Bir şeyi nasıl yaptığın her şeyi nasıl yaptığını gösterir.”  Zen atasözü                “How you do anything is how you do everything.” Zen saying

Tutulacak tutuldu derken… Tutuldu ve özgür kaldı… Eskiydi yeni oldu yeniden… Satırlarımda eskileri deniz süpürdü kumsalımdan içine çekti geri geldiğinde hiçbir şey aynı değildi… Geçtiğimiz on günümün gündeminden satır başları…

Kafka‘nın Şato adlı romanındaki K. gibi kuralları çözemiyor ve bir türlü öğrenemiyorsan eğer kendi kurallarına göre yaşa ve o uğursuz çemberi kır ve dışına çık! ÇIK! Cesaretini topla! Yüreğinin sesini dinle ve sadece ve sadece kendi iç sesin söylesin sana bir sonraki hareketin ne olacağını.

Uymuyorsa uymuyordur, hayır de yürü git, yeni hayat pencereleri açılmaya devam eder, bazı kapılar kapanır başkaları açılsın diye, eskiye takılı kalmak yerine su ol yerinde duramazsın akarsın.

Dış dünyanın nesneleri seni sen yapan şeylerse eğer yandın sen bir yerde! İlişkilerin, işin, masan, sandalyen, evin, araban, zannediyor musun ki sen onlara sahipsin, hayır, onlar sana sahip! Her gece yatağa girdiğinde sen mi onları yönetiyorsun onlar mı seni? Maddi varlığının esiri olmuş zihnini sakinleştirip kaygılarından çekip alacak ne varsa ucuz yaftasını yapıştırdığın için o yollara sapman imkansız. Zayıf derler sonra, ya da deli! Neme lazım! Sakın ola ki duygularını gösterme, zırhını kuşan, içerdeki dağınık evi kimsenin görmesi gerekmiyor. 😉 Ama içten içe sen biliyorsun ya makyajın saçın başın kıyafetinle hani tuvalet kültürü berbat Ortaçağ Fransız saraylarındaki gibi parfümle ve akan su sesleriyle örtmeye çalışıyorsun… Örtebiliyor musun bari? En önemlisi kendin inanıyor musun kendinden saklanabileceğine? Hayır, insan kendini hem kandırır hem de en derininde kandıramaz aslında. İçini dışına kusan bir deryadır insan ruhu. Ya bir hastalıkla, kanserle şununla bununla kusar, ya da birilerine kan kusturur terör estirir yaşamında. Kendine kurban gitmenin tatlı sızısını yeğliyorsan ne ala! Kendine veremediğin izinler ve koyduğun yasaklar ölçüsünde özgürlükten bahsedebilirsin. Aslında gerçek özgürlüğün ne kadar korkutucu olduğunu tahmin bile edemezsin. Öyle öğretilmiştir çünkü. Sistemlerin yasakların nefes aldırmaz korsesi güvenlidir. Canını yakar sıkar ama korseyi takmaya devam edersin. Kapının kenarında yarım yamalak topladığın çantada bir iki parça eşya günlerce hatta haftalarca bekler. Önceleri seni cesaretlendirecek gibi olur, güç alırsın, hani gitmenin, alıp başını çekip gitmenin yanık hayali süsler rüyalarını, kaçış fantazilerin firar etmenin romantizmine kapılır bir süreliğine yaşamının Don Kişot‘u değil de Lancelot‘u olabileceğine hani neredeyse inanasın gelir, derken Lancelot boynu bükük rolünün bayrağını Don Kişot‘a bırakır, pek acıklı ve trajikomiktir durumun, sinirlenmeye başlarsın, lambanın içindeki cin bir türlü çıkmamış ve çıkınca da sen üç dileğini ya dileyememiş ya da sığ kafalılıktan ilk iki dilekte iki apartman dairesi üçüncüsünde de apartmanın kendisini istemiş olacaksın ki cin boşuna keltoş olmamış işte, yolacak saç kalmamış kafada senin için daha naaapsın?! 😉 Gururuna yediremediğinden kapı ağzı bekleşen seyahat çantasını boşaltmak ve kös kös giyilmemiş hala ütülü sayılabilecek tişörtleri taytları şortları mayoları falan dolapta ait oldukları raflara kaldırmaktansa kısa bir tatil iyi gelebilir bahanesinin izini sürmeye başlarsın. Anında turizm acentasıydı internet sitelerinde küçük oteller kitabında en instagramlık tatil mekanı araştırması da güzel bir oyuncak olur huzursuz zihnin bir nebze olsun yatışır. Aslolan kuyruğu dik tutmak ve facebook dahil tüm sosyal medya trenine en şahane selfielerinden sanal hikayeler yazmak ahhh, bir de o içteki gerçekleri söyleyen şu ses olmasa. Şşşşşşştttttttttttttt keyfimizi kaçırma şimdi sus sus sus haydi! Peki, bahaneni de buldun, gideceğin yeri, katılacağın atölyeyi falan da seçtin, ne de olsa asrın hastalığı işe yarar olmak işe yarar şeyler yapmak ve şu allahın cezası kişisel gelişim martavalı! Kişisel gelişemezsen mazallah maymun kalırsın Darwin’e ne anlatırsın sonra? Evrimleşmek değişmek dönüşmek bir sene öncekinden daha iyi daha büyük daha daha daha güçlü olmak… Yaşam bundan başka nedir ki? Öyle ya? Günümüz toplumunun belli bir kesiminin tek derdi artık bazen paranın da ötesindeki prestij ve fuzuli vitrin camına dönüşen duygusuz yaşayan ölü gözlerle sürekli bir tedirginlik halini içte deneyimleyip dışarıya belli etmemek. BURN OUT olursun sonra! Bak söylemedi deme! Eskiden sırtına havlu koyan anneciğinin yerini şimdilerde detoks kampları ve inzivalar falan aldı.

Geç! Geeeeç bunları geççççç! Olur da geçebilirsek hakikaten başka bir yaşamın kapısını araladıysak ve bir adım attıysak kapının öteki tarafına bakmak için açılan boşluğu emekli kafasıyla karşılamanın dumur edici şaşkınlığı balyoz gibi iniyor! Dünyanın yüzüne ismimi altın harflerle yazsınlar köşesi ile bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı köşesi arasında dalgalı gitme gelmeler tremolalar için dışına çıkması kendini yaratıcı ve ben var ya ben addetmeler egonun asansörüyle sürekli kendi gökdeleninle cennete ermek ve öz be öz yanık kokan kişisel cehenneminin hamamında terlemeler. Allah allah, yoksa menopozla andropoz mu vurdu bizi? Hepsi stresten canım başka ne olacak? Taaaaaaaaakma kafanı…

Öyleyse hobilere yer açma vakti geldi geçiyor bile. Yalnız tabii burda büyük bir tehlike var, hobi işe dönüştüğü dakikada ve yaşamak için ekmek kapısı eşittir hobi olursa eğer vay haline! Cehenneme hızlı trene bindin haberin yok bir yerde! Çünkü kendini başarı şablonuyla ölçmeye o kadar güdülenmişsin ki özellikle ilk başlarda yaptıklarının seni tatmin etmesi mümkün değil. Burdan çıkacak kıssadan hisse belli aslında! Takıntı haline getirme, riski dağıt, sepete sadece elma koyma, armut ve kivi falan da olsun… Çok ciddiye de alma kendini ve olanı biteni yaptıklarını. Tamam iyi yap falan da abartma! RELAX! 😉 ne bileyim CHILL OUT falan yani!

Nasıl olsa ister kendi işinin patronu ol, ister bir başkası için çalış, aslında Kafka‘nın Şatosu’ndaki yetkililer de senin içinde sana onay vermeyen ve seni, zavallı egonu sürekli lime lime edene dek sana tepeden bakıp dudak büküp kendi değerine ve bütünlüğüne sağlıklı ve dengeli bir biçimde inanmana engel olanlar korosu. Sen bu koroyu zaman içinde Carmina Burana söyleyecek kadar ihtişamlı bir kalabalık haline getirdin şimdi var gücüyle sana çığırıyor. Yapamazsın, sen kimsin ki tipi jenerik tüyleri diken diken eden ve hatta panik atağa sebebiyet verecek denli ürkütücü bir repertuara sahip bu koroyu dinleyip onayını almak için daha çok beklersin!

19-20 Nisan 2014 Cumartesi & Pazar Om Yoga Merkezi‘nde Reiki 1. ve 2. Seviye eğitimine katıldım ve 15 yıl önce bir rahatsızlığım nedeniyle ilk kez tanıştığım Reiki ile yıllar sonra bir kez daha buluştum. Eğitmenimiz Hande Özerden sayesinde muazzam bir eğitim ve tecrübeydi. Eğitimin en sevdiğim kısmı Reiki sembollerinden birisi anlatılırken ona çok güzel ve basit olumlamalar da katarak etkisini kat be kat yüceltip ruha ve bedene hakettiği itibarını, yani doğal hali olan sağlıklı olmayı hatırlatmaktı!

”Kendimi seviyorum.”

”Kendimi onaylıyorum.”

—-

REIKI, stresi azalttığı ve bedenin dinlenmesine yardımcı olduğu için bedensel, duygusal ve zihinsel açıdan iyileştirici etkiye sahiptir. Japonca Reiki iki kelimeden oluşur – Rei ”Tanrı’nın Bilgeliği” ya da ”Yüce Güç”, Ki ise ”yaşam gücü enerjisi” anlamına gelir. Zihnin düşünsel huzursuzluklarını yatıştırmada kullanılan bir tekniktir. Yaşam gücü enerjimiz düştüğünde hastalıklar ya da stres altında olma hissi artış gösterir, yüksek olduğunda ise kendimizi mutlu ve sağlıklı hissederiz.

Reiki’nin 5 ana ilkelerinden üçüncüsü şöyle der…

Kyō dake wa: / En azından bugün için:
Okoru na, / Kızgınlık gösterme,
Shinpai su na, / Endişe etme,
Kansha shite, / Şükret,
Gyō wo hakeme, / Özenle ve sebat ederek çalış,
Hito ni shinsetsu ni. / Herkese karşı nazik ve yardımsever ol.
[Mikao Usui]

21 Nisan 2014

G.’e, M.’ye, K.’e ve P.’e yazıya ilham oldukları ve benimle güzel sohbetlerinde paylaştıkları hikayeler için yürekten teşekkür…