Hepimiz zaman zaman hayatın büyük dalgalarında sörf yapmaya çıkıyoruz ve deneyimimizin boyutu, ışığı, karanlığı, ümit ve ümitsizliği, içimizdeki gücü çağırıp uyandırmamıza, kendimize olan inancımıza bağlı bir yerde… Sokak diliyle ”gaza gelmek” ya da kurumsal dille ”kendini motive edebilmek”. Hani evdeki hesap çarşıya uymadığında, sahne ışıkları sönüp de gece yatağa girince baş yastıkta tüm sahne kostümleri birer birer çıkarılınca karanlığın içinde kimsenin görmediği senin içini görüp de bilmezliğin güvenli kollarına çekilme ihtiyacıyla yanıp tutuştuğun o birkaç saniye içinde belki yanıbaşındaki gece lambasının yanında istifli salamuraya yatmış Osho, Şems-i Tebrizi, Galeik Dualar, bir tutam astroloji, bir tutam Sun Tzu, biraz da Mesnevî, bekleşip ümitsizliğe kapılan daha nicesi… Hayat hep dışarda hep ötede hep beklemede… Nedense gürül gürül akan bir ırmağın kıyısında gitmeye cesaret edememekle kalmaya hayıflanmak tayfında yitiyor zaman. İşler iyice karışıyor sonra, hareket ettin geçmişte birbirine kattın ortalığı hani yaptıkça batırmak misali, şimdi temiz sayfa diyorsun, bir türlü o sayfayı çeviremiyorsun. İşte, aşkta, ilişkilerde bu hep böyle… Köşelerinde köşe kapmaca çözülmez bilmece…

Anam babam yok…” diye açılıyor şiir ilk dizesinde, kalbi sıkışıyor okuyanın, tam o noktada içten yükselen gökdelen direnç amaaaaan deyip fırlatıp atıvermek isteği, pes etmenin kolaylığı rahatlığı çağırıyor, nasıl olsa dünya değişmeyecek hep aynı hep aynı işte! Yalvarmak yakarmak zavallılık ve küçük dağları ben yarattım sahne şovları arasında günle gece arasında sarkaç olmuşuz salınıp duruyoruz.

Sonra şiirin ikinci dizesinde ilk dizeye taban tabana zıt bambaşka bir söz, ”Yer ve gök anam babam.”

Vay vay vayyyy… Bu ne özgüven, bu ne rahatlık, bu ne merkezinde olma hali, tehlikeli sularda yüzebilme, ayak basmadık tekinsiz vahşi ormanda tek başınalık sağkalım hali !!!

Hmmmm, nedir bu özgüvenin sırrı?

Elbette tek bir şiir ve birkaç dizeyle bu sırra vakıf olunacak diye bir şey yok.

Yaşam bu sırları keşfetmenin yolculuğu zaten.

Kimimiz farkında olmadan kimimiz farkındalığını uyandırma çabasıyla, yollardayız.

Bu şiir ağzımıza bir parmak bal çalıyor, sesleniyor, anlatıyor, dertleniyor ve kendi kendini teselli ediyor, haydi diyor, haydi! 😉

Pazar günü okumalarımdan 14. yüzyıldan kalma anonim bir Samuray * (Samurai) şiirini paylaşıyorum.

İyi Pazarlar… 🙂

 

Anam babam yok. Yer ve gök anam babam.

Evim yok. Farkındalığım evim.

Bir yaşamım ya da ölümüm yok. Nefesimin gelgitleri benim yaşamım ve ölümüm.

Doğaüstü güçlerim yok. Doğruluğum tanrısal gücüm.

Varlığım yok. Zekam, varlığım.

Büyülü sırlarım yok. Kişiliğim, büyüm ve sırrım.

Bir bedenim yok. Dayanıklılığım, bedenim.

Gözlerim yok. Çakan şimşek, gözlerim.

Kulaklarım yok. Önsezilerim, kulaklarım.

Kol ve bacaklarım yok. Çabukluğum kollarım ve bacaklarım.

Bir Taktiğim yok. ”Düşüncelerin gölgesinden sıyrılmak” taktiğim.

Planlarım yok. Fırsatı yakalamak planım.

Mucizelerim yok. Doğru eylem mucizem.

İlkelerim yok. Şartlara uyum sağlamak ilkem.

Manevralarım yok. Açlık ve tokluk benim manevram.

Özel yeteneklerim yok. Yeteneklerime hazırlanırım.

Dostlarım yok. Zihnimi kendime dost kılarım.

Düşmanlarım yok. İhmalkarlık düşmanım.

Zırhım yok. Cömertliğim ve adaletim benim zırhım.

Kalem yok. Sarsılmaz zihnim, kalem.

Kılıcım yok. Nefssizliğim kılıcım benim.

— Anonim Samuray Şiiri, 14. yüzyıl, Japonya

*Samuray Japonca’da hizmet etmek kelimesi olan ”saburau”dan türemiştir. Japonya’daki soylu asker sınıfının üyelerine Samuray (Samurai) denir.

NOT: İngilizcesi Elephant Journal’da yayınlanmış, Türkçeleştirmek istedim.