inkyquills+raven

Geçenlerde balkonuma bir karga geldi. Camdaki yansımalarına da tav olurlarmış diye duymuştum. Balkon kapısı ardına kadar açıktı, bir süre sonra beni farketti. Hiç bu denli yakından izlememiş, konuşmasını duymamıştım. Yarım saate yakın, kuzguni ve gürültücü, kaldı, konuştu, anlattı. Anlamadım. İzledim. Doğadan kopukluğuma hayıflandım. Çerkez köyünde geçen çocukluğumun yazları nostaljik bir dalga oldu kabardı içimin kumulunu aştı beni yıkadı sonra karga da havalandı gitti.

Deneyimleri kişiselleştirip anlam yüklüyoruz. Anlamsızlığa varıp da boşa çıkınca hayat, sanırım en çok kendine çatıyor insan. Hayvanların ve bitkilerin dilini insanlarınkine tercih etme cesaretini bir gösterebilsem! Şehirli bir boşgezenin boş lafları işte! Çünkü toprağa koşup onun bağrına uzanmak o kadar çok ölmek ve kendini doğurmak demek… Belki içimde aşılası saçlarını dağıtası bir düğüm daha keşfetmiş olabilirim. Öte yandan kendimi kabul etmeye birazcık daha yaklaşmış olmak… Belki. Durduğum yerde durmak, Tadasana!

Ciddiyet istiyor yaşamak. Gülmek ve gülümsemek bazen kalkan, duvar, kale, kapı, kapalı. Ama bazen öylesine içinin çiçeği açılır vurur dudaklarına naif. Karar veremem, çiçek açmak lüks müdür yoksa yaşam paniği ve hayatta kalma mücadelesinin son bir atımlık canı mı? Çiçek ve gülümseme can, canan. Sanki o yüzden daha çok ikincisi.

Yaşam canım sıkılınca surat asıp istediğim gibi gitmiyor işte diye kolları kavuşturup, bereketiyle üstüme yağdığında manik depresifliğin ibresini güneşe çevirmek arası sarkaç günler geçirmek yerine içimin gecesini kucaklıyorum. Gölgem ve ben, ayım ve güneşim, bütünüz. Nasıl aynı kalayım? Her an dönüşmekteyim. Bazen başım dönüyor hızımdan, girdabımın kenarı keskinleşiyor o zaman ağırlık merkezime yöneliyorum. Orada oturur oturmaz zihnimin oyunları seriliyor gözlerimin önüne. Seyrederken hayrete kapılıyorum, sonra toplumsal kısıtlanmışlığın, suçluluğun ve vicdan azabının doğadaki izdüşümlerine kayıyor aklım. Karmaya, kelebek etkisine, midemin hemen altındaki merkezde belli belirsiz kelebek kanadı titreşimlerine dikkat kesiliyorum. Cesur ve korkağım, atak ve kırılgan. Bir dahaki yeni ayda bir kulübeye gideceğim içi sessiz ve boş. İçimin coğrafyası ormanı ağaçları göl kenarı serin gölgesinde karanlığımın kenarında ay çukuruna düşmek boş olmaya kanmak için…

Asla sır tutma gözlerin sızdırır, sıfatlar içini dışına çıkarır. Yine de gülümsersin. Çünkü Çamlıca Gazozu baloncukları neşelenir tutamaz kendini yüzeye vurmak için yola çıkar için kaynar. Yol ayrılır ayırır aynı anda ikisini de yürümek istemenin şımarık farkındalığı susturur. Derken ikisinin arasından yürünmemiş bir yol açarsın kendine atılmamış bir adımı atmanın heyecanıyla tenin ürperir ayak basmadığın ne çok yeri vardır yüreğinin, genişlikten mi açlıktan mı hayatı yutma pahasına yutulma arzusundan mı bilinmez eninde sonunda karışır kamaşır davetkar. Her evin iki kapısı var elbet, hayat bize misafir gelmiş safalar getirmiş, karga konuşmuş gak demiş sonra uçup gitmiş…

Not: Bu yazı tam 1 haftadır dökülmeyi bekledi. Gerçekten de geçtiğimiz hafta kocaman bir kara karga (kuzgun) beni ziyaret etti ve tüylerinin parlaklığı, gözleri, başının hareketi, pençeleriyle olağanüstü etkileyiciydi. Hadi hadi, şamanik tariflere hiç girmeyelim, hava güneşli, öğleden sonra AcroYoga atölyesi! 😉