in the woods of the king
”nei boschi del Re”

Yaşam ve iş değişikliği sayesinde son bir buçuk aydır tavsamış olan kişisel ve diğer hocalarımla olan yoga pratiğim toparlandı, meyvelerini vermeye başladı. Yoganın bencillik ve egodan sıyrılmış boyutuna ilerlemek ne derece mümkün bilinmez. Değişik yaklaşımlar var. Karma Yoga, Bhakti Yoga ve dahası… Merak etmek, konuşmak, sormak, öğrenmek, paylaşmak… Bir yandan da bedenin kumaşını dokumak asanalarla, aheste…

Uzakdoğu’nun felsefi akımları, uygulamada yalınlığın atonaliteye* itirazı, renksiz ve duru oluşu, derinliği… Tünelin ucundaki ışık? Hiç de değil, atonalitenin içinde gizliden gizliye tonalite, biri diğerini sürüklese?!

Eninde sonunda yazı yazmak da bitecek. Yazı bencil bir şey. Özellikle de sıfatlar, ”ben”, ”ben-im”, ”biz”, ”biz-im” gibi dar kalıplar modellemeler üzerinden bir yere varmak mümkün değil. Üstelik konuşmanın da yazmanın da gereksizliğini biliyorken…

Bu aralar ”kırmızı halı” üstünde boy göstermek ya da sosyal medya canavarı kesilmek gibi konulara da bir yandan kılçık misali takılıp sonrasında ama sosyal medya gerekli sonucuna varılan bir nokta geliyor illaki, ego rahatlıyor. Haklılık tereyağı gibi bir şey… 😉 Sür sür ye kendini! Çok lezzetli!

Diğer taraftan SOMA ve Madenciler gerçeğini ne çabuk unuttunuz, sosyal medya gündeminizden kayıverdi, fotoğraflarda mutlu mesut aktif heyecanlı kendimizi paylaşıp duruveriyoruz diye kızanlar çatanlar! Sanırım sosyal medya aslında kocaman bir açık internet mahkemesi. İstediğimiz gibi asıyor kesiyor yazıyor çiziyor ve YARGILIYORUZ. Biz, hepimiz, bunu yapıyoruz. Ne de olsa tek tek hepimizin bir duruşu var. Nolucak peki misal aynı anda konsere gidip protest bir konuşma yapan üstün bir müzisyeni dinleyip sonra bunu paylaştıysak, vicdanımız rahat mı, tenimizi tırmalayan bazı gerçekler var mı? Sosyal medya üstünden davranış kodları… Mahalle arası kültürünün sanal izdüşümü… Cık cık cık…… Birbiri hakkında dedikodu yapmanın da ötesinde birbirini sanal masallar üzerinden röntgenleme hali ile teşhircilik el ele!

Ben bunu yapıyorum!

Ama bir şey daha yapıyorum. Aslında içimden geldiği gibi paylaşıyorum da! Mesela mutluyum, içim kıpır kıpır, baharın en güzel zamanı ve mevsim çık dışarıya gel oynayalım diyor, Mayıs çocuğuyum, çağrısına sağır dilsiz kesilemiyorum! Nolucak şimdi? Vicdansız ve kötü müyüm?

SOMA ile ilgili bir yandan da son derece üzgünüm ve kimseye lazım değil konu hakkında bir şey yapıp yapmadığım, ya da ne yaptığım! Yoganın tüm asanalarında durur poz poz boy boy fotoğraf çektiririm de hayatta bir bunu teşhir etmem! Asana popülaritesi exponential üstüne bir de Soma’ya bir iyiliğim dokundu amanın edebiyatı ile uuuufffff sosyal medya patlaması! Yapana da bir şey demem, yapmayana da… Bu konuda cidden herkes kendi bacağından kendini assın!

Çünkü eninde sonunda YARGILAMAK, SANSÜRLEMENİN önde gideni! Seni ayıplıyorum! Ne kadar vicdansız, duygusuz bilmem nesin! Ne yapayım peki rol mü keseyim? O zaman rol kesen iktidar koltuğunda oturanlardan bir farkım kalacak mı peki? Belki üzüntü ya da sevinç çapım onun bunun ölçeğine uymuyordur? Az üzülüyor, çok iş üretiyorumdur?! Ya da tam tersi, ağzım kalabalıktır, mış gibi yapıyorumdur ve koca bir balondur ve ben çok ama çok üzgünümdür! Kim kimin celladı yargıcı olabilir ki bu yaşamda? İçimizden inatçılar çıkacak ve bu işin peşini bırakmayacaklar! Adanmışlar, hizmet edenler, devrimciler var aramızda, sosyal medyanın örgütlenmede payı büyük, ancak eninde sonunda iş elini taşın altına koyup koymadığına gelir dayanır! İnançsızlık ve ahkam kesme, yukardan bakma, ukalalık, asma kesme, inançtan çok daha kesin ve keskin bir farkındalığa götürebilme potansiyeline sahip olabilir.

Farkındalık dediğin iç boşalması gibi bir şey… Nefes olup geçip gitmek ve boşluğun karanlığında eve dönüş…

Nihayet ormanın kralısın! Bütün zıtlıklarınla buluşmuşsun, eksensizsin! Sonra tekrardan tonalite, bir bakmışsın… 😉

*Bknz. Atonalite / Atonality

Paolo Pandolfo – Passamezzo nei boschi del Re

Mahler – Das Lied von der Erde – Der Abschied – O Adeus

Lyrics in German & English