Simurg

İlk defa Orlando’da binmiştim bir çılgın trene… Lunaparklarla pek işim olmadı, bir sonraki tren değilse de bir gondol vakasıydı, yazmıştım daha önce.

Hızla yol alan, sağa sola yukarı ve aşağıya savuran derken tepetaklak gidip kendini buran burkan ve açılıp düzelen akan akan hareketi bitmeyen sonsuzluğa açılan ışığı yakalayan ah şu tren! Ne kalabilir, ne durabilir!

Luna luna la luna… Gümüş bir çizgi senin yolun, soğuksun, gövden mermerden, ışığın serin, içli ve içtensin, sen, gebesin, kendini kendinden yaratacak olan usul usul gecenin uzak kraliçesi… Trenim karanlık toprakların, derin vadilerin içinden akıyor. Bazen dinlemek istemiyorum seni! Gün ışıdığında içimden çağırdıkların fırtına sonrası hırçın okyanusun içinden kovup kumsala çıkardıklarına benziyor! Gördüklerimin kokusunu rengini şeklini beğenmeyebiliyorum, inceden alaycı gülümsemenden belli, diyorsun ki şifadır, biliyorum, teşekkür ediyorum. Kabul ediyorum. Ancak gel anlaşalım durmak isteyince duruyorum da, bu çılgın yolculuğun arada ovalarda sükunet ve kararlılıkla akan gürül gürül bir ırmağın müziğine de ihtiyacı var!

Böylece başucumda Rühm, arada Thoreau ve bir sonraki inzivaya azar azar hazırlanmak…

Yoga matım benim hızlı trenim!

Bırakmanın gücüne inanıyorum. Ellerimdeki gözlerimdeki yüreğimdeki bütün düğümlerin saçlarını çözüyorum. Sevdiğim istediğim ve sevmediğim istemediğim varlığımın her köşesi ile samimi sohbetlerdeyiz.

Bırakıyorum. Yavaş yavaş…

Bırakıyorum ki ”şimdi” olsun! Bütün saatler ”şimdi” dursun! Harekete ”şimdi” başlayalım!

Çılgın trenim zamanla alay etsin yaşam ağacımın yaprakları savrulsun hızımızdan kahkahamız çınlasın şımarık! Bencil hayatlarımız olsun! Kendi yaşam devrimimiz kendi öz farkındalığımızdan filizlensin ki çevreye ne yayacaksak oradan yayılsın genişlesin.

Kendini ekmeden dikmeden yetiştirmeden nasıl büyüyecek hayat ağacım?

Bazen kuşlar konuyor dallarıma… Haftalar önce bir martı, sonra bir kumru, derken bir karga… Geçen gün stüdyoya girmek üzereyken başımın tepesinde soluklanmaya karar veren bir güvercin… Kısa bir şaşkınlık! Şehrin betonunda bir anlığına bir temas, talepkar… Kendi derine kabuğuna dokunmak ister gibi… İngilizler’in deyimini severim. Kendi derinin içinde rahat olmak (to be comfortable in one’s own skin), yani kendi olmaktan memnuniyet duymak, rahat olmak. Başka türlü de yorumlarım bazen. Senden farklı olanı haklı ve farklı olmak uğruna ezmeden kalabilmek, dinleyebilmek muazzam bir güçtür. Olanla kalabilmenin ilk adımıdır belki de. Yalnızlığı sahiplenip içselleştiremeyince sağa sola sardırmak ya da aşırı sosyallikten enerjiyi bitap düşene dek sızdırıp akıtmak da gündelik seçimler… Ya da içi güzelleştirirken dış kabuğu, beden kılıfını boyutunu ihmal etmek, aşırı derecede dışı güzelleştirip içeriyi çölden de kuru ve susuz bırakmak…

Şifayı nerde buluruz acaba?

Ararız… Aramıyormuş gibi yapıp…

Özgürlük çok korkunç!

İnsan, fotoğrafları, kişisel tarihini, ilişkilerini, ailesini, arkadaşlarını kökleri sanıyor.

İnsan, kendini çok ciddiye alıyor. Düşündüklerini, hissettiklerini, arayışını…

Yaşam Ağacı’nın içindeki kavgadan bunalmış kuşlar, aramaya karar veriyor ve havalanıyor, Simurg’u bulmaya kararlılar, yalnızca 30 kuş ulaşıyor hedefe… En önce bülbül terkediyor onları, tüyleri bozulduğu için… Sonra turna, aşıklar bensiz ne yapar diyor. Ardından kartal, iktidarını bırakamıyor bir türlü, derken balıkçıl bataklığını bırakamıyor ve baykuş viraneleri özlüyor… Yedi tükenmez vadi var geçilecek, altıncı vadi yokoluşun, yedinci vadi ise ölümün vadisi… Ulaşan otuz kuşun herbiri Simurg kendi küllerinden doğan, kafesinden çıkan ve kendi gökyüzünde uçan…

Atölye Adonia’nın Olympos’ta 29 Mayıs – 01 Haziran 2014’te gerçekleşen etkinliğine misafir olan tüm katılımcılara sonsuz teşekkürlerimle…

Sizleri tanımadan önce fakirmişim, zenginleştim. 🙂

Not: ”In the West, true understanding of yin and yang is uncommon. We don’t think in these terms; our lifestyles rarely reflect the need for balance. We seek it only when the universe forces us to pay attention, when we suffer the breakdown that avoiding our dark side creates. only then do we seek help to regain balance. only when we become exhausted or sick do we take time off. only when we injure our bodies do we slow down and look for gentler ways to exercise. We can be yang-like for only so long before crashing. We can be yin-like for only so long before stagnating. We need balance in all things.” [from the Principles of Yin Yoga, Bernie Clark]