2014-06-15_234722

Bu gidiş daha çok Aya Yorgi’den son hız frenleri tutmayan bir bisikletin inişi !!!

Bir yanda darmadağın halde anatomi kitapları, kaslar, sinir ağları, kemik, dokular, şunlar bunlar, öte yanda ağaçlar üzerine botanik kitapları!

Hayra alamettir inşallah, bunca bilgiden pek tuhaf bir çocuk doğacak orası kesin!

Kiminin tanrısı, bazısının tanrıları var, benim inancım doğaya! O yüzden hem heyecanlı hem telaşlıyım… Yaşam nereye savuracak bilinmez şimdi yola düşme vakti yeniden… Dört yıllık durgunluğun tozunu silkip çantaları toplayıp arabaya atlama mevsimi!

Bir ben var İstanbul’dan dışarı… Lakin vedalaşma sancılı biraz.

Veda çılgınlığı vurdu, vapur üstüne vapur* fotoğrafı çekiyorum, gözlerim boğazın mavisine vurgun!

İstanbul benim için dedemin doğduğu büyüdüğü şehir ve onun ayak izleri demek… Sonra anneannemin evi, sonsuz ve zengin bir kütüphanede bitap düşene kadar okumak okumak… Köklerim burada!

Kendini sabote eder mi bir ağaç? Yoksa artık tohumunu fırlatma zamanı mı, nereye taşıyacak rüzgar beni?

Karakterim o kadar toprak ki ve allahtan yükselenim o kadar ateş grubundan, dengeleniyoruz böylece!

Yeri geliyor kendimi ateşe verebiliyorum küllerimden doğabilmek için.

Gerekli mi? Emin değilim.

İstanbul’a büyük bir hasretle döndüm geldim, şanslılardanım, dünya güzeli bir köşesine sığındım. Dostlar ve yaşam kucak açtı, minnetle kabul ettim.2014-06-15_234750

Lakin acı da çekiyorum. Doğada inanılmaz bir adalet var tıkır tıkır işleyen gözünün yaşına bakmayan.

İstanbul’da öyle mi ya?

Ufak ufak yeniden vedalaşıyor olabilirim, bir müddet daha vapur düdüklerinin gölgesini martı çığlığını resmetmeye hafızama renklerini nakşetmeye çalışabilirim. Mazur görün, gerçek sevgiyi dedemde ve bir de Rumeli Hisarı’nda salonu denize açılan bir evde bildim. Uzun süre tek sığınağım oldu. Sonraları hüznüm. Öyle hayatlar gördüm ki çevremde, ben büyürken onlar kendi dünyalarında küçüldüler, bazen beni de dar alana hapsedip boğmaya yeltendiler, her defasında nasıl ki şehrin asi betonkıran bitkileri kırıp çatlatırsa duvarı kaldırımı ben de öyle geliştim geçtim gittim. Bazen en büyük şansımın ya da lanetimin sevginin gerçeği ile sahtesi arasındaki farkı bilmek olduğunu düşünürüm. Aile bunun için var. Sevgiyi ve sevgisizliği, gerçeği ve sahteliği sonuna kadar deneyimleyebilmek için. İletişimsizliği ve öfkeyi, şefkati ve kırılganlığı, zalimliği ve zavallılığı… Hepsinin ortasında bir öz merkez var ki yaşam çoğu kez onu ıskalamakla geçebiliyor!

O kadar çok konuşuyorum ki son zamanlarda kendimden usanmalardayım. İçim diyor ki yanlış! Haydi susma zamanı!

Gidiyorum. Beni çok konuşturan İstanbul’a sırtımı dönmeye! Omuz silkmeye! Bana ne demeye!

Gider gitmez bir susuş başlayacak içimi kaplayacak…

2014-06-15_234811200 TTC’nin ikinci bölümü geliyor, yogaya bırakmaya gidiyorum kendimi. Yalnızca nefesimin sesi ve bedenimin sınırlarıyla geçecek haftalar var önümde…

Eğitimin serbest zamanlarında Vipassana** düşlüyorum. Kimseye ben şuyum buyum demeden hiçbir şey bile olmadan içinden geçip gitmek istiyorum.

Hem hüzünlüyüm, hem heyecanlı. Bırakmam gerekenleri bırakmayı öğrenmeye çalışıyorum. Yaşam şartları ve iş güç gereği, belki de böylesi kolayıma geldiğinden, hadi huy diyelim, belki de genler, az köklendim, çok seyahat ettim hep. İstanbul’a dönüş ve köklenme herkes buralardan firar hayalleri kurarken tersine yaşamak tuhaf görünse de kişiye göre değişir haller ihtiyaçlar. Ailemin yaşlı fertleriyle teker teker vedalaşmalar mevsimi yakınlaşıyor bir yandan. İçim biliyor söylüyor bana bazı olanı biteni. Kaçtığım, kaçındığım duygularımda biraz arkeolojik kazı, her şey havalanıyor, içimin bütün kuşları! Bugünlerde her Raja Kapotasana gözyaşları ile sonuçlanıyor. Bırakıyorum aksın içimin nehri. Merkür ve retro meselesi deyip geçiştirivereyim bari!

Ailede çok sevdiğim birisinin rahatsızlığı bana toprağı hatırlatıyor. İzliyorum sessizce olanı biteni…

Bir arkadaşım güzel söyledi, toprak da çeşit çeşit dedi. Doğru, tıpkı insan gibi.

Kendi ruhumun özümün toprağını düşünüyorum sonra… Acaba Terra Rossa olabilir mi? Ya da karstiktir kireçli?

Anatomi, ağaç botaniği, derken toprak üstüne her şey… Yine susuzluğumu dindirir mi bilgi?

Sonrası uçmak yeniden… Nuh’un hikayesinde sular yavaş yavaş çekilmeye yüz tuttuğunda konmak belki.

Çok düşünüyorum ağaçları ve tohumları ve rüzgarı ve toprağın her çeşidini…

Doğa çağırıyor beni, hem içimdeki hem dışımdaki! 2014-06-15_234839Atalarımın elleri çözülüyor serbest kalıyor köklerim yağmur yıkayacak bedenimi!

Evden çıkıp gidiyor en nihayetinde İstanbul’un hayaleti…

Kutlamalarla uğurlamak lazım çıkıp gidecek olanı!

Hüzün geride kalanların küçük ve dünyevi bencilliği!

Hakkını veremesem de benim en büyük dersim Aparigraha***, döner dolaşır anlatırım kendime beni!

Sular çekilir, kuş bulur bir ağaç dalı dinlenecek; rüzgar kesilir, tohum kendini eker toprağın bağrına yeşerecek…

Özgürlük sahibinden daha büyüktür, manzara gözbebeğinden daha engin…

*Vapur: İstanbul’un güzelim şehir hatları vapurları… Çocukluğumun en güzel anıları vapurlardadır! Neredeyse her iki haftada bir anneannemin evine vapurla gidip derin sessizliğe, mesut yalnızlığa ve kitaplara 50’li yıllardan kalma klasiklere, eskinin mizah dergilerine kavuşma hali…

*Vipassana: Budist gelenekte bir içgörü meditasyon tekniği.

**Aparigraha: Yoga geleneğinde Yamalar’ın beşincisi; açgözlü olmamak, yalnızca gerekli, yeteri kadar olanla yetinmek.