A kind word can warm three months of winter. … -Japanese Proverb

Bir tatlı söz kışın üç ayını kırar ısıtır. … -Japon Atasözü

Şaşırtıcı gelebilir ancak monolog beden diliyle dahi gerçekleşebilir!

Bak! Bana bakkk! Bak ne şahaneyim!

Bak şuyum, buyum!

Şunu yapıyorum! Bunu yapabiliyorum!

Bak!

Yeter ki bana bak!

Monolog bir duyulma anlaşılma ihtiyacı bazen kendinden dolup taşma ve kendi yalnızlığında köpürme hali… Reçelin güneşte olması gibi tatlı bir şeye dönüşecek diye bir kural da yok aksi gibi! Yok, hiç tatlı olmayabilir, hatta sirkeye dönüşme ihtimali daha bir olası!!!

Monolog bir başkasının gözünde kulağında aynasında kendini seyretme ihtiyacı… ve gizli bir ümit beğenilmekten yana. Ego her daim tatmin olmak istediğinden çok gizli ve hain başka bir tür açlık. Diyalog kurduğun izlenimini verirken aslında karşındakine sadece kendini anlattığın bir monologtan ibaretse konuştukların, gizliden gizliye bir seyirci kitlesi özlemi çekiyorsan çölde su peşinde telef olmaktan farkı yok.

Seyircinin gözbebeğinde ulaşmak ve görmek istediğin hayranlık ifadesinin peşinde bir ömür tüketmek…

Herkes ister beğenilmeyi.

Beğenilirken aynı zamanda beğenebilenlerden misiniz peki?

Yoksa ağzınızdan çıkan iki kelimenin bir tanesi diğer kişiyi tenkit etmek ya da onun varlığında delikler açmak, kendini yüceltirken diğerinin omuzlarına basa basa müthiş bir psikolojik tatmini yudumlamak mı?

Ne amaçla iletişim kurarız? Sözcüklerin amacı nedir? Niçin konuşuruz?

Yoganın ilk yama’sı Ahimsa, yani şiddetsizliktir.

Konuşurken başlayan ilk şiddet göstergesi sıfatlarda yer alır.

Her sıfat şiddet içerir aslında.

Güzel, çirkin, sert, yumuşak, uzak, yakın, uygun, ters ve daha nicesi…

Her sıfat bir yargıdır.

Bir düşünce, duygu ve kalıptır. Uygun olan ve olmayanın sınırlarını çizer ölçer biçer.

Öte yandan bitki toprağını, yerini sevmeyi ister.

Gel gör ki bir amip diğerine senin hücre zarın çok kalın derse öteki de ona seninki de çok ince diye cevap verir. Her ikisi de geçerlidir. 😉

Monolog bazen bir duadır insanın kendine seslendiği, bazen küfür, bazense dünün hazinesi anıların bir yağmur gibi şimdiye dökülmesi…

Diyalog? Diyalogsa zor iş…

Gerçek bir diyalog iki kişi arasında yazılı veya sözlü iletişimdir. Bir değiş tokuş… Onu sağlıklı kılan birbirini dinleyebilmektir. Bu dinleme mevzu işin en zor kısmını oluşturur.

Karşımızdaki konuşurken onun sözlerine kulak kesilmek yerine o konuşurken bir adım sonrasında ona ne cevap verileceği ile meşgul bir zihin gerçek bir diyaloğun parçası asla olamaz! Çünkü diyalog son derece büyük bir rahatlık ve kendinden eminlik gerektirir. Rahatsızlık verici istenmeyen sözleri işitirken dahi kalabilme ve dinleyebilme hali. Bir açıklık… Karşı tarafın yönelttiği sıfatlar ve şiddet yüklü sözcüklere rağmen kendini deneyimleme ve olma halini işitilenlerden ayırt edebilme sabrını ve rahatlığını, kendi kendini kabul edebilme becerisini davet eder. Bunun uyumlu olmakla ilgisi dahi yoktur. Etrafla çatışmaya girmeden kendi olma beceresi diyebiliriz bir yerde.

Çoğumuz başaramayız! Gerçekten birbirini dinlemek daha birinci dakikada yukarıda bahsettiğim engele takılır bir güzel tökezler ve konuşmalar kendi üstüne kapaklanır! Diyalogların monoloğa, kendini açıklama girişimlerine ve tacizkar miyavlama ya da havlamalara dönüşmesi işten bile değildir.

Anlaşılmadığını, istenmediğini düşünen kişiler bağırırlar, kavga ederler, seslerini yükseltip haklılıklarını ispata girişirler. Bir Roma lejyonu ile karşı karşıya kalmaya benzer! Çoğunlukla da bu gövde gösterisi karşısında bir taraf mono-diyaloğumsuyu keser atar! Birbirini dinleyemeyen kişiler aynı mekanda uzun süre birbirlerine tahammül de edemezler.

Uzun lafın kısası… Birinin ağzına lafı tıkamak, başkasının kendini ifade etmesine izin vermemek, karşındakinin varolmasına nefes almasına dahi karışacak derecede kendini üstün ve yetkin görerek kendi sıfatları ve algısı üzerinden birisini tanımlamaya yeltenmek… Bütün bunlar aslında şiddet!

Bütün dünya bana uygun olsun demenin biricik yolu şiddettir.

Ve şiddetsizlik izin vermekle başlar. Karşındakine geniş geniş bir alan açmakla ve ona alabildiğine özgürlük tanımakla. Özgürlükle ne yapacağı kişilerin kendi sorumluluğu ve iletişimde, ilişkilerin içinde veya dışında kalmak, bunu seçme hakkına sahip olmak da bu kümenin bir parçası olmazsa olmazı! Yaşam ne sana ne de bana göre. Yaşamak yalnızca yaşamaktır!

Başkalarının düşündüklerine, hissettiklerine, duygularına izin vermek, ancak kendi merkezinde kalmaya devam etmek, kendi olmaktan bir an için ödün vermeden varolmak şiddetsizliktir. Bir çınar ağacının çınar, bir domatesin domates, bir gülün gül olması gibi. Hiçbiri diğerine sen neden böylesin, uygunsun uygunsuzsun demiyor sanırım.

Sürü psikolojisini garip bulurum bu yüzden.

Liderliği de…

Üçgenlerden çok çemberleri yakın bulurum.

Bunlar da benim sıfatlarım.

Bazı canlılar var sürüyle varolabilen, bazı canlılar var tek başınalıktan yana memnun kendinden…

Monoloğun bittiği yerde sessizlik başlıyor.

Belki bir ziyaretçi çıkagelir, bir iki çift lafın belini bükeriz… Kim bilir? 😉

Monolog bir sözlük, kelimeler kataloğu… Diyalog bir ansiklopedi, labirentin içinde bir gezinti…

Umberto Eco, “From the Tree to the Labyrinth” ISBN: 0674049187 | 2014 |

Not: Bu yazı da bir monolog olabilir… 😉