“Never mistake activity for achievement.” ~ John Wooden

“Eylemde bulunmayı asla başarılı olmakla karıştırma! ” ~ John Wooden

Patanjali‘nin Yoga Sutrası’nda (Yoga Öğretisi) tapas, öz disiplin ve gayret, şevk ya da tutku olarak geçiyor. Yoga pratiği heves ve tutkuyla yapılmadığı takdirde herhangi bir noktaya varılması mümkün değil. Bu disiplinli yaklaşım yaşamın diğer alanlarına da ister istemez yansıyor. Tapas, sıcaklık, ısı, ateş demek. Bu ısı ve enerjiyle kişi düşüncelerini ve eylemlerini tek bir hedefe gözünü bundan sakınmaksızın kilitliyor, başka hiçbir şey onu yolundan çeviremiyor. Bu düşünce ve eylemler enerjiyi yaratıyor çünkü son derece konsantre, yoğun halde, odaklı durumdalar. İşte bu yüzden iyi sağlık hafife alınacak bir konu değil ve sağlıklı olmak için de öz disiplin gerekiyor. Yoga, sağlıklı olma halini asana yoluyla öğretiyor, bir dizi bedensel, eylemsel, zihinsel ve duygusal ”duruş”. Asanalar tapas, yani öz disiplinle uygulanmalı ki en çok faydayı getirebilsin. Her alanda…

Iyengar’ın yalancısıyım… Ayrıca, hedefin ne olduğuna da karar vermek lazım. Sağlık kısmında bu daha kolay.

Not: Yoga, The Iyengar Way kitabından kısa bir alıntıdır… (s. 12)

Gelelim yaşamdaki uygulamalarına, izdüşümlerine… Enerjiyi odaklayamayıp dağıttığımızda üretkenliğimiz yerinde sayıyor. Şu ara benim için biraz böyle. Dolayısıyla bir şeyi neden yapıp yapmadığımı sorgulamak için geri çekilme ayrıcalığına sahip olduğum bir dönemdeyim. Sonra elbette ki enerji odaklanacak, yay çekilecek ve ok hedefi bulacak! Önemli olan hedefi kimsenin benim için değil, benim kendim için seçiyor olmam sanırım! Başkalarının hayatlarını ve hayallerini değil, kişi kendi kendini varetmeli ve kendini yaşamalı… Hatta bu -meli -malı su olup ak-arrr… 🙂 Bu nedenle arada bir inziva şart! 🙂 Tıpkı yay, ok ve hedefin de gerekli oluşu gibi… Bu dünyanın amacı bu! Varolmak, kendini tanımak, kendi seçtiğin hedefe doğru yolu tutturmak… Pusulası kendi kuzeyini gösterecek insanın! Yüreğinle rus ruleti oynamayacaksın! Diğer taraftan içinin tohumu çatlayıp da yeşilin toprağın yüzüne baş dayayıp doğmaya olmaya varmaya and içtiyse de engel olmayacaksın! Kendime söyleniyorum yani, kimse üstüne alınmasın! 🙂 Kişi kendine, en önemlisi etrafına etkisi anlamında birey olarak önemli. O etkinin ne olacağına karar vermek ciddi iş, yoksa bu dellenme, nostalji ve Yunan katharsis hallerinin başka ne anlamı olacak? Bunun için dünyanın bütün dinlerinde, kültürlerinde ezelden beri, çok tanrılı, az tanrılı ve hatta tanrısız, kişinin kendi içine yolculuğu ‘hac’tır. ‘Hac’ yolu eninde sonunda yüreğin saçlarını çeker çağırır… Düş önüme der, düş ve kendi tozuna sür yüzünü, yüreğinin önünde secdeye gel!

Sonradan bir bakmışsın ok, yay ve hedef de düşmüş elinden gönlünden… Mümkün, başka yazının konusu… Şimdilik gezegen dünya ve biraz yol, yoga, hedef saptırmaca, samanyoluna ok atmaca, bolca karmaşa kamaşma ve umuyorum ki yakamoz görmeden eve dönmek yok! Yakamoz, samanyolu sualtını ziyarete gelince oluyor…  😛 Müsait misiniz yıldızlarımız size gelmek istiyorlar… Ooooohhhh buyursunlar hoş gelmişler tabii tabii diyor bütün sular denizler okyanuslar! 😉 Bir anlığına içimizin kıyıları birbirine kavuşup sarılıyor…