”Bir çığın içindeki kar tanesi kendini asla sorumlu hissetmez.” Voltaire

“No snowflake in an avalanche ever feels responsible.” Voltaire

Dün sosyal medyada bir fotoğraf paylaştım, arka fonda turkuaz cennet renklerinde bir deniz ön tarafta sahilde beyaz kumların üstünde palmiye ağaçları arasına gerilmiş rengarenk hamaklarda ”tembellik” eden insanlar… Mutlu azınlık algısına davetiye! Onu da geçtim, bir arkadaşımın harika bir yorumu oldu. Ya baba, ya da koca parası yiyor olma sorunu?!?!?! 🙂

Domatesler, patatesler, taşlar, sopalar havada uçuşabilir! Ben tatil yapamıyorum, sen nasıl yaparsın!

Doğru! Uçuşur! Ülke gündemi bu kadar karışıkken… Tatilden, hamaktan, siesta ve şekerlemelerden, iyi hayattan, kısacası lüksten bahsetmenin sırası mı?

Belki de tam sırası!

Öncelikle bu bloğun en tepe kısmında ”herkes algılarında ve düşüncelerinde özgürdür” yazıyor.

Bu, ne demek şimdi?

Şu demek… Giderek her şeyin çıldırıp hızlandığından kalitesizleştiğinden, yediğimiz içtiğimiz konuştuğumuzun lezzetsizliğinden dem vurup duruyoruz ya? Eee tamam işte! Topluca hızlandığımız, internetin her şeyi hızlandırması nedeniyle sürekli bir hadi hadi, şimdi, şimdiiiiiii durumundayız. Bundan çalışma hayatı da payını alıyor. Okunması mümkün olmayan e-posta dağları!!! Herkes her an sürekli birbirini ittirip kaktırıyor. Hatta sebzeye meyveye, tavuklara hayvanlara dahi rahat yok! En kısa zamanda nasıl büyütürüz? Bir sezonda kaç hasat yaparız? Tavukları antibiyotiklerle şişirelim, lezzetli de olsunlar! Hadi hadi hadiiiiii!!!

Bir trafik keşmekeşi düşünün tüm araçların şöförleri gelişi güzel kornaya basıyorlar! Sosyal medya ve internet biraz böyle! Bu kornalar kakafonisinin içinde çıldırmaya az kaldı hallerde şaşkınız! Bizden beklenen her daim kontrollü ve duygusal dengesi yerinde bireyler olmamız. Sosyal ve duygusal zekamızın da analitik zekamız kadar iyi işlemesi lazım. Sabahtan akşama kadar küçük savaşlar çıkarıp duramayız ya?!

Belki Meksika’da Yukatan’da turkuaz renkli bir denize karşı rengarenk hamaklarda serilip yatamayabiliriz şu anda, öfke kabarır içimizde ve dahi kıskançlık… Mesele Yukatan’a gidebilmekte değil esasen gündelik hayatın içinde bir şekerleme tadında lüks dahi sayılmayacak pratik ve öz, basit, bize güzel gelen bir düş baloncuğu yaratabilmekte! Tıpkı suyun altına dalar gibi dalarız uykuya ve bir nefes balonunun içinde etrafı başka gözlerle seyretmeye başlarız. Uykudaki beynin algısı ve bize gösterdikleri kurduğu sinema perdesi ile bizim uyanıkkenki gördüklerimiz arasında hem yakın bir ilişki ancak yorum farklılıkları bulunur. Bu da bir tür derin dinlenme, dışardan alınan toplanan bilgilerin soğurulması, fotosentez gibi bir şeydir sonuçta… İhtiyaç duyarız.

Neye mi? Dinlenmeye!

Beden ister, zihin ister, ruh hepten bunu özler!

Tek bir gün içinde dinlenmeye, tamamen şalterleri indirmeye 30 dakika bile ayıramıyorsak burada ciddi bir sorun var demektir!

Peki biz ne yapıyoruz? Bilgisayarların başındayız, ister iş için olsun ister kötü bir alışkanlıkla sosyal yaşamda da özçekimlerimizi paylaşma bireyselliğimizle iletişim denizine içi fotoğraf ve notlarla dolu şişeler göndermekle meşgulüz.

Bu yoğunluğun ne kadarı gerçek? Ne kadarı gerekli?

Sizin evinizde, iş yerinizde ya da haftasonu kaçamak yapıp el ayağın çekildiği, çoluk çocuğun, kedi köpeğin, agresif ebeveynler, patronlar ya da eş, sevgililerin, bir türlü rahat bırakmayan arkadaşların dokunmadığı, gazetenin kitabın, hadi peki akıllı telefonun elinizden kayıp gittiği, az sonra çenenin düştüğü, boynun rahatsız bir biçimde eğilip büküldüğü, en nihayetinde o tatlı şekerleme anının gelip çattığı anlarınız var mı?

Kendinize izin veriyor musunuz? Bir 10 dakikanız bile yok mu?

Gerçek ve verimli çalışmanın tadını çıkarttığınızı, dinlenmeyi ve tatili hakettiğinizi düşünüyor musunuz?

Yoksa sürekli bir vicdan azabı içinde misiniz?

Siesta, Latince’de hora sexta yani altıncı saat deyiminden türemiştir. Öğle yemeği sonrası altıncı saatte kestirmek… Genelde iklimi sıcak, tropikal ya da subtropikal iklim kuşağındaki kültürlerde yaygın. Sanırım Patagonya iklimi soğuk olup da iklim koşullarına bağlı olmaksızın şekerleme yapılan tek ülke. Başka varsa bilmiyorum. Kardiyovasküler sağlık için eşsiz olduğu uzun yıllardır sürdürülen bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış güçlü bir uyku kürü! 🙂

Business Week’te yayınlanmış ilginç bir makaleyi de paylaşalım… Sonunda iş yerinde bu şekerleme olayı başımızı ciddi belaya sokabileceğinden güzel bir tavsiye listesi de var.

http://www.businessweek.com/magazine/content/10_36/b4193084949626.htm

Burada bir infographic (bilgi şeması) paylaşmak istiyorum. Birkaç ay önce bir internet sitesinde rastladım. Ünlü düşünür, sanatçı, yazar ve biliminsanlarının uyku, sosyal yaşam, çalışma ve dinlenme, eğlenme, fiziksel egzersiz başlıkları ile ilgili gündelik yaşamları nasıldı? 🙂 Kimsenin ritmi bir diğerininkine benzemiyor. İnanın sanatçı, bilimle uğraşan insanlar kadar maddiyat konusunda, işgüvenliği konusunda acı ve stres çeken bir başka tür daha olduğuna inanmıyorum! Bu insanlar özgür düşüncenin ve yaratıcılığın doruk noktasında olan kişiler ve feda ettikleri çok şey var! Benim idolüm Leonardo da Vinci bu arada, değişken uyku ritmleri konusunda deneyler de yapmıştır, gerçi bu şemada o yer almıyor. 🙂

Yaratıcı Rutinler… Evet, yaratıcılığın bile bir ritme ihtiyacı var ve bu ritmler son derece kişisel olabiliyor. Diyeceksiniz ki büyük şirketlerin rutinleri, çalışma hayatı bizim kişisel rutinimizi ezip geçiyor. Hem haklısınız, hem de haksız. Örnek, eğer çalıştığımız yerlerde, birlikte yaşadığımız insanlarla evde kendimize özgü rutinlerimizi oluşturamazsak bu ruhsal intihardır! Eğer bu rutinler için genel sistemin ve sosyal bir grubun zarar görmesi ile bir birey olarak göreceğimiz zararı dengeleyemezsek içinde bulunduğumuz toplumlar, organizasyonlar çöker. Çünkü bu bir hastalanmadır… Giderek bir kişiden on kişiye ve derken tüm gruba kadar herkes rahatsızlanır. Yaratıcılığın ilham perileri de arka kapıdan çıkıp gider! Dengelemek şart… Hem sorumlulukları yerine getirmek, hem de sağlıklı sınırlar çizme hakkını kendimizde bulabilmek, bencilce değil, çoğulun iyiliği adına!

Burada bahsettiğimiz konu tembellik değil! Sizce bu aşağıdaki şemada yer alan insanlar tembel insanlar mıydı? Hepsinin aynıydı yaşamsal dertleri… Uyu, çalış, para kazan… Peki ya üretmek? Ne üreteceğini bilmek? Yeteneklerinin, potansiyelinin, kişiliğinin farkında olmak? İnsan işine kendini katamaz ve kendinden bir parça veremezse çalışmanın bir anlamı var mı?

Kişisel tecrübeyle sabittir, en zorlayıcı ortamda ve kişilerle dahi bu mümkün! 🙂

Yaratıcı rutinlerin kalitesini arttıran iki yoga uygulamasına da değinmeden geçmeyelim. Hem Restoratif Yoga (Derin Dinlenme Yogası) hem de Yoga Nidra (Uyku Yogası) bu açıdan eşsiz uygulamalar. Ne var ki yukarıda dediğimiz gibi, yaratıcılığın dahi kendini varedip ortaya koyabilmesi, ifade edebilmesi için rutinlere ihtiyacı var. Yoganın da uygulama azmi ve disiplinine… Harekete geçmeden hiçbir şey yerinden kıpırdamaz!

K. Pattabhi Jois’nın ünlü sözüyle kapatalım: ”Yoga %1 kuram, %99 uygulamadır.”

Gelin, yaratıcı uykunuzun, siestanızın ya da buna benzer derin dinlenme uygulamanızın ne olacağına ve uzunluğuna siz karar verin, mutlaka ama mutlaka gündelik yaşamınızın bir yerine onu alıverin! Pişman olmazsınız! 🙂

creative-routines-edit3

Not: Gel #soma madencisine anlat derdini diyeceksiniz, biliyorum. Haklısınız. Aynı zamanda da haksız. Toprağını, tarımı, ekmeyi biçmeyi, suyunu, havasını ”satılık” zanneden hepimiz eninde sonunda bir maden işçisinin dramını er veya geç yaşarız! İş ve özel yaşamlarımızda ona göre seçimler yapmak kimsenin değil kendi sorumluluğumuz.

Helenistik Dönem’in sonuna doğru Batı Anadolu’daki şehir devletlerin teker teker istilacı Roma İmparatorluğu’nun eliyle bankerler ve tefeciler, toprağını satmak ve borçlanmak üzerinden nasıl çöktüğünü okumak da ibret vericidir. En sonunda iş o noktaya gelir ki Bergama Kralı, krallığını ve şehrini Roma İmparatorluğu’na ”miras” bırakır. Kısacası Roma Bergama’yı yutar! 😉

Bakanlar Kurulu Şişecam grevini 60 gün süreyle erteledi…

http://t24.com.tr/haber/bakanlar-kurulu-sisecam-grevini-60-gun-sureyle-erteledi,262489