Arkaya eğilmeler ve ters duruşlarla dolu bir günün ardından başı yukarda tutmak…

Cigdem 03 July 2014 at YCB

Yogada bu tür duruşlar ufak meydan okumalar demek… Biraz oyun, yeri geldiğinde gayet ciddi… Bütün bir günü yoğun bir şekilde yoga çalışarak geçirince ister istemez sonrasında merkeze dönmek istiyorsun, kendi bedeninin merkezine…

Eğer hazır değilsen meydan okuyamazsın kendine, olsa olsa bir yerin incinir, böylece öğrenirsin sınırını tatsız bir tecrübeyle. Sakin ve sabırlı, yapıtaşlarını teker teker üst üste koyduğun bir yoga pratiğin oluşmaya başladıysa, aceleci değil, dikkatli, gayretli ve disiplinliysen, bedenin sana izin vermeye başlar kendiliğinden, yavaş yavaş. Ona ne zaman buyurgan davransan isyan eder, bir tendon çeker, bir lif atar.

Saygı duyacaksın ve kendine saygı bedenden başlıyor. İstediğin kadar inkar et! İnanıyorum ki kendi bedenine bakmayı bilmemek ve onun şifalandırıcı yetkinliğine güven duyup da ona o izni vermemek, onu dinlememek büyük saygısızlık. Bu saygıyı bedenine duyamayan kişilerin başka bedenlere, yaşamlara da saygısı, dolayısıyla merhameti olamayacağını düşünüyorum. İlk bilgi kendini bilmekten başlıyor. Ondan sonra bağ, bahçe, aile, konu komşu geliyor, yani dış dünya, benden dışarı olan. Ben ve sen… Kendini bilmenin yolu bedenden geçiyor, sınırlardan. Ben ve sen, bir diyalog kurabildiysek, biz, ancak ondan sonra bir olasılık.

Yoganın yalnızca fiziksellikten ve duruşlardan, spordan ibaret olduğunu sanmak büyük yanılgı! Bedenle uğraşılan kısımlar yogada buzdağının yalnızca görünen ucu. Pratiğimiz genişledikçe ve samimi bir kişisel diyalog geliştikçe yoganın zengin çeşitliliğinde pekçok farklı beden, ruh ve zihin hali için farklı farklı uygulamalarla karşılaşabiliriz.

Dışardan ahkam kesildiği gibi bir şey değil yoga… Bunu yalnızca yapan ve uygulayan bilir. Uygulamayan kişi yansımalar dünyasından ne olduğunu anlamlandırmaya çalışır, ama yapamaz. Yoganın eşsizliği de tam bu noktada gizli zaten! Kimsenin bilgisi değil, kişinin kendi pratiğinden gelen öz bilgi konuşmaya başlar.

Birisini dinleyebilmenin ve şiddetsiz iletişimin ilk şartı kendini dinleyebilmek, kendine şefkat duyabilmek. Etrafımızda ben senden daha iyi bilirimci, senden daha zekiyimci, daha daha dahayımcı her kim varsa çok çok şüpheyle yaklaşmak gerekebilir. Merkezimizde değilsek daha daha ve daha fazlasını olmaya, bilmeye, kendini başkalarıyla kıyaslamaya her daim aç bilaç kalabiliriz. Özbilgiyi dinleyip hazmedip olduğu gibi o bilgiyle kalabilmek dönüştürücü… Çünkü merhamet burdan filizlenir.

Merhamet olmasa, yaşam da olmaz…

Yoga Felsefesi notlarımdan…

Not: Bodrum’da 200 TT’nin ikinci bölüm çalışmasındayım, sabah 7:30’dan akşam 19:00’a kadar öğlen sıcak zaman hariç sırf yoga… Bu nedenle blog yazıları da slowww motion durumunda. 🙂