Malum şahıs ve onun empoze ettiği yoga sistemi üzerine basında yer alan itiraflar ve gözaltı haberleri üzerine yoga gündeme damgasını vurdu. Son derece olumsuz ve önyargılı bir bakış açısının haber niteliği taşıyan dürbününden yogayla ilgisi alakası olmayan, yogaya yogo diyen kişiler de izliyorlar, belki de okumuyorlar bile haberi. Yoga nedir ki? İşte gitmiş birisi onun bunun karısı kızı ile birlikte olmuş. İnsanlık tarihi kadar eski bu konu yogayı gündemimize cinsellik üzerinden taşıyıp getirdi. Truvalı Helen’in hikayesinden bu yana mesafe katedemedik, etmemiz de gerekmeyebilir!

Yoga tarihi deyince işin içine zaman boyutu giriyor. Zamanı nasıl tanımladığımız tarih ve arkeolojiyi de nasıl tanımladığımızı belirliyor. İşin özü her şeyi bilmek isteyişimizde! Tarihsel bir zaman çizelgesine olayları oturtup geçmiş yaşamlar üzerinden gelecek yaşamların kahve falını bakmak isteyen insan İncil Arkeolojisi adı verilen branşla spiritüelliği üzerinden toplumsal ve dinsel tarihinin izini sürmeye başlar. Arkeolojik Yöntem ve Kuram üzerine en iyi kaynaklardan bir tanesi Schiffer‘ın editörlüğünü yaptığı kitaptır. Konuya ilgi duyanların okumasını tavsiye ederim. Burada yazmaya devam ederken okurun konuya hakim olduğunu varsaymak durumundayım. Zaman, tarih ve arkeoloji tanımlarını bilmeden okumaya devam eden okuyucu pekçok nüansı kaçırabilir. Dünyanın ve insanın başına gelenleri anlamlandırma ihtiyacından pekçok felsefi akım ve dinler doğdukça tek değişmeyenin bilinmeyeni bilmeye duyulan özlem olduğunu görüyoruz.

Yoganın tarihini incelediğimizde iki kola ayrılan yaklaşımlar mevcut. Bir tanesi Şamanik toplumlardan gelişen, insani ihtiyaçlarla birebir örtüşen bir dal, diğeri ise daha sosyo-politik, iktidar olmanın gereklerine cevap verecek bir PR paketiymişçesine ince düşünülüp tasarlanmış bir sistem. Yine iki yaklaşımı birbirine taban tabana zıt yapan özelliklerden biri ise şamanik yaklaşımın bireycilikten çok topluluğun ya da grubun ortak çıkarlarını gözetmesi. Ari yaklaşım ise daha sınıfsal ve sosyo-ekonomik etkenlerden yola çıkarak toplumu yapılandırıp şekillendiren bir sistem. Şamanik yaklaşım çevresel değişkenlere daha kolay yanıt verip çevik atak bir cevap geliştirebilirken, Ari olan ise varolan statükonun ne pahasına olursa olsun korunması ve değişmemesi ilkesini ön planda tutuyor.

Her iki yaklaşımın yoga tarihi ile ne ilgisi var diye soracak olursanız size sorum bu dönemlerde iktidar kimin elinde olacaktır! İnsanın iki tarihi var zannımca. Biri anlatılan ve kayda geçirilen resmi tarih, iktidarın sipariş ettiği yönergeler üzerinden şekillenen, diğeri kişisel hatırat biçeminde, büyük kurumsal kütüphanelerde, ünlü kişilerin mezarında saklanmadığından ele geçmesi son derece güç ve şans eseri belki de. Günün birinde birisi kıymet verecek de kişisel tarihin kelamının önemini idrak edecek saklamaya karar verecek ömrü yettiğince!

Dünyanın, kişisel, toplumsal ve yoganın tarihi üzerine neyin ne kadar olduğunu nasıl bileceğiz?

Bunca uzun girizgahın var elbet bir amacı.

2014-07-22_233344Bilinen en eski yoga figürlerinden sabuntaşı bir figür, yaklaşık olarak M.Ö. 2000 civarına tarihleniyor ve Mohenjo-Daro’da İndus Vadisi’nde bulunmuş. Üzerinde çeşitli hayvanlar ve yoginlerin oluşu nedeniyle mühre ”pashupati”, yani ”hayvanlar hükümdarı” adı da veriliyor. Tasvir edilen yoga asanası Bhadrasanaor ya da gorakshasana olabilir. Tantrik bir ritüelin yansıtıldığı düşünülen figürde, uygulayıcının ayak tabanları birbirine bitişik ve perineuma doğru çekili. Yogaya dair arkeolojik buluntu az sayıda ve tarihlemesinde de sıkıntılar var. Dahası tartışmalar da cabası! En son 2002’de akademik yayınlarda makalelerde hala bu sabuntaşı mührün üzerinde yeralan figürün yogik olup olmadığı ve daha nice ayrıntı en ince noktasına kadar tartışılıyordu.

Bırakın yogayı, insanlık tarihini dahi düzlemsel zamana uyarlamakta ve izini sürmekte zorlanıyoruz. Yoganın arkeolojisi bu açıdan daha da büyük bir açmazda gibi. Bronz Çağı’nda İskandinavya‘da zengin bir şamanik kültür mevcut ve görür görmez Urdhva Dhanurasana (Çark Pozu) uygulandığını düşüneceğimiz figürinlere rastlıyoruz. Bu figürinler mezar gömülerine dair kontekstlerden geliyor ve Minoa (Eski Girit) uygarlığının izlerini taşıdığı dahi düşünülüyor. Özellikle de Boğanın üzerinden atlamak, sıçramak gibi zorlu atletik ve ölümcül müsabakaları akla getiriyor. Her şey bireysel algı ve yorum noktasında düğümleniyor.

Günümüzün pekçok bilimsel araştırma projelerinde sponsorlar proje yöneticilerine, üniversite bölümlerine araştırmaların sonuçlarının kendi istekleri doğrultusunda sonuç vermesi yönünde ne denli baskı yapıyorlar, bu ayrıca tartışılmalı, ancak hayatın her alanında paranın yaptırımını iliklerimize kadar hissettikçe, tarih güncelerinin iktidarın baskısıyla zamana boyun eğdiğine her daim şahit oldukça yoga tarihi hakkında ne yazılabilir diye düşünüyor insan. Kaldı ki İndus Vadisi’ne Sümerliler’in uygarlığından yani Mezopotamya’dan yayılan bir uygulama olduğu, güneşin kutsallığı, güneş çocukları, ateş arabaları ve daha nice Rig Vedalar’a esin olmuş konu var. Hitler’in Ari uygarlığına kafayı takmasından tutun da 5Harfliler‘de çıkan makalede değinildiği gibi post-post modern çağın yogasının modern çağdaki tuhaf hatta traji-komik, bir o kadar da insancıl ve romantik izdüşümlerinin araştırıldığı Mark Singleton‘un Yoga Body adlı kitabına dek yoganın sonsuz rengi var. Krishnamacharya’nın Yoga Korunta adlı bir metni uydurduğundan tutun da onu kimsenin görmemiş olmasına dek neler neler…

Bunlara takılmak çok kolay. Her dinde, inanışta ya da pratik uygulamada olduğu gibi akla gelmeyen farkına varmadan dogmatikleşen haller var. Neden sağlıklı yaşamak istiyoruz? Neden belli bir dinin mensubuyuz? Neden spor yapmalı? Yoga spor mu? Yoganın gerçek bir tanımı var mı? Pilates’in var mı? Pilates, yogaya göre biraz daha şanslı bir konumda olabilir. Daha yakın bir tarihin izdüşümü ne de olsa. Özgün öğretiyle aramıza yüzyıllar ya da bin yıllar henüz girmedi. Ama girecek… O zaman belki Pilates hakkında da mitler türeyecek. İlginç olan yoganın ihtiyaçlara cevap veriyor oluşunda. Britanya sömürgesi Hint halkının romantik bir idealle kendi vücut idealine sarılmasından tutun da Amerika’da Kellogg’s‘un çılgın ve saplantılı gelebilecek sağlıklı beslenme fikrinden doğan mısırgevreği ile sağlıklı kahvaltılara dek insana dair her şey ölümden firar etmek, ölümsüzlük, ölümün sonrasında ne olduğu fikrine gelip çatıyor. Ya bir şey yoksa? Zor geliyor, pek hazmedilecek cinsten yenilir yutulur şey değil. O nedenle Vishnu, Anantasana‘da bir yılanın üzerinde eli başının altında dinleniyor ve bir dünya kurulsun diyor olabilir mi? İnsanın kendi rüyalarında gördüğü dünyalar kuruluyor sonra yıkılıyor… Bütün yollar belki de Platon‘un idealarına çıkıyor… Geoffrey Samuel‘in kitabını sabredip de okuyabilirseniz yoga kronolojisinin özellikle de yazılı metinler, Vedalarsutralar üzerinden ne denli karmaşık olduğuna şahitlik edebilirsiniz.

Siz kendi yoganızla nasıl bir dünya kuruyor ya da yıkıyorsunuz? Sizin kişisel yoganız neye benziyor? Yoga pratiğinizin temelinde yatan içgüdü nedir? Hiç araştırdınız mı? Kendi kişisel yoga tarihinizi kaleme almak isteseniz sizinkisi nasıl bir günce olurdu? Başkalarının hayatlarını manipüle eden, kendi doğrusunu her şeyin üstünde tutan, saldırgan, defansif, pasif agresif, kendinden başkasını beğenmeyen, onaylamayan, kendini cümle aleme peşkeş çeken, dediğim dedik, ya da küçümseyici? Yoga sizin için neyin örtüsü, yara bandı, yolculuğu, yolu? Hiç sordunuz mu? Bütün bunların cevabını alamayacağınızı düşünüyor ve yönetimi daha iyi bir bilene devretme içgüdüsü ağır basıyorsa yöneldiğiniz, takip ettiğiniz yoga ekolü ve onun temsilcileri her şeyden önce insani niteliklere sahipler mi, sizin gibi onlar da araştırıp keşfetmeye açıklar mı, yoksa ufak çaplı tanrıcılığa mı soyunuyorlar? Aradaki farkı görebiliyorsak eğer belki de en büyük cevap bu olsa gerek.

Hepimiz zaman zaman kendimizi teslim etmek istiyoruz, hayat yorgunluğu bir yerde. Neye kime teslim oluyoruz? Hiç kendimize teslim olduk mu mesela? Kıskanınca kıskandım, sevince sevdim, öfkelenince öfkelendim dedik mi? Eğrisi doğrusuyla… 🙂

Kendi adıma bu kadar çok ukalalık, bilmişlik ve pazarlama varken yoganın benim için ne ifade ettiği üzerinden bir cümle daha yazamayacağım. Birilerine doğru, diğerlerine yanlış diyene dek kendi içime bakmayı, güzelliklerimi de hatalarımı da olduğu gibi yaşamayı tercih ederim. Her ne zaman birisinin kalemi, sesi, tonu, bakışı ben senden daha fazlasını biliyorum dese tüylerim ürperiyor… Sahneyi o kişilere bırakıyorum. Bu benim teslim olduğum anlamına gelmiyor ama. Enerjimi neye kime ne şekilde vereceğime karar verebiliyorum çok şükür. O özgürlük de elden gittiğinde elbet çaresine bakarız!

Archaeological Method and Theory. Michael B. Schiffer (editor), Thames & Hudson, 1993.

An Archaeology of Yoga. Thomas McEvilley. RES: Anthropology and Aesthetics No. 1 (Spring, 1981), s.44-77. Harvard College

Yoga Body: The Origins of Modern Posture Practice. Mark Singleton. Oxford University Press, 2010.

The Originis of Yoga and Tantra: Indic Religions to the Thirtheenth Century. Geoffrey Samuel. Cambridge University Press, 2008.

Yoga in the Bronze Age? Reflections on Pictorial Evidence of the use of Body Techniques to attain altered states of Consciousness. Kristin Armstrong Oma. OAS NR. 10. FACETS OF ARCHEOLOGY. ESSAYS IN HONOUR OF LOTTE HEDEAGER ON HER 60TH BIRTHDAY. Link