Kendine çok ama çok iyi bakmalı! 🙂

Her şey çıldırırken sütlü kahve, yeşil çay, tamam nefret mi ettin, peki, hadi bitter çikolata olsun, seratonin pompalasın, yok o da yetmedi, suçlama kendini, vur kafayı yat, temiz ve uzun bir uyku çek, hayat mı? Kaçıyor mu sence, ah be güzel kardeşim, biraz yaşama hırsı dediğin şeye girmiyor mu o? Her şeyi hepsini aynı anda yapmak ve her an başarılı, güzel, aktif, heyecanlı, falan filan olmak olmak olmak?!?! Yok, hayat çıldırdığında en sessiz ve sakin, ruhun en hareketsiz noktasına çekileceksin ki yağan yağmurun sesini duyabil, esen hırçın rüzgarın hırsını hıncını gücünü hisset, yaşam üzerinden aşıp giderken bir kaya kadar sağlam ve tekamül dedikleri o new-age, işte bâtınî, evren ve yaradılışla olan ilişki, ilgi ve alaka ne ise adını kendi koyduğun sistem, yaklaşım her ne ise o süreçte tam da inancın uykusuna çekirdiğine çekilmenin tam vakti! Hızla sürüklenen koyu yağmur bulutlarının ardındaki masmavi gökyüzünün lekesi değişmez ve olanın müjdecisi!

Değişmez olan bir aşk var ki senden benden içre… Onu keşfedince, hatta o merkezden dışarı uğradığını dahi farkedince, bencilliğinin, vericiliğinin, çıkarcılığın ve fedakarlığının arkasındakine bir göz atınca…

Kendine çok ama çok iyi bakmalı…

Dışarıda her ne oluyorsa ona hiç karışmamalı ve tümüyle kendi içindeki dinamiğin nehrinin kıyısına varıp bir taşın üstüne oturup seyirci olduğunu hatırlamalı… -meli -malı bunların hepsi su olup aktığında yağmur damlasının kum zerresinin çekirdeğinde ruh can bulduğunda an be an ölümle yaşamın seviştiğini hatırlayınca…

Kendine çok ama çok iyi bakmalı…

Merhametin sütlü kahvelerin, yeşil çayların, battaniye altı uykulu sığınmaların, bitter çikolataların ötesine geçebileceğinin bütün işaretleri tam da burada gizli işte… Yaşam seni dener! Sonuna kadar sarsar silkeler tsunami olur tepene iner ufalanmayıp da ne yapacaksın? Ufalanır ve bir daha toparlanamayacağını sanırsın, ne büyük yanılgı?! Dört mevsim sürer içinde de dışında da. Mevsimlerin hükmünde bir yaşama dair olasılıklar ise mevsimleri kabullenmekten geçer, çaresizlik iyidir, ruhu besler. İçinin merkezinde otururken derin bir dinleme ve dinlenme hali… Çözülür çözümler çözümlenirsin.

Geçenlerde bir Yin Yoga dersinde eğitmene danışıyorum, boynumun sağ tarafıyla ilgili bir sıkıntım var, çok güzel bir cevap alıyorum, alçakgönüllülük, başı eğebilmek ile ilgili… Bu aralar varsa yoksa Yin Yoga benim için! 🙂 Öğrenci olmak istiyorum diye boşuna duyurmamışım geçenlerde.

Taptaze ve güzel bir çiçek açtı gönlümde, onu suluyorum, özenle bakıyorum ona (S.Y.), bir yandan büyük bir iş değişikliği yaşadım, yeni işe, iş arkadaşlarıma her şeye intibak dönemi…

Ne yapıyorum?

Kendime iyi bakıyorum! 🙂

Siz de öyle yapın… Ruhunuzu besleyin, her şeyden yeteri kadar olsun, karınca kararınca, ne fazla şımarın, ne kendinizi yerden yere vurun, sadece merkezinizde bağdaş kurup takılın bir müddet… 🙂 Bol bol zafumun üstünde meditasyondayım. Doğruymuş, yoga ve meditasyon pratikleri gündelik hayatın ayrılmazı olunca değişim dönemleri daha sakin ve rahat yaşanıyormuş. Hatta inanıyorum ki yaşam derinleşip bu yaklaşımla bazı pratikler daha da kök saldıkça insan giderek hafifleyebilir…

Birlikte izini sürmek üzere güzel bir haftasonu olsun, yağmurun tadı çıksın! 🙂 ❤