magic-realism-paintings-rob-gonsalves-1001

”Ivır zıvırı bilerek isteyerek unutmak akıllıca olur, çünkü bunlar zihinsel dağınıklık yaratır. Yaşlı kişilerin genelde yeni bilgileri unutmalarının sebebi zihinlerinin tıka basa dolu olmasıdır. Gereksiz bilgiyi ve olayları hatırlamayın, bu beyninizin gücünden çalar.” VIJNANA

Dün havalanındayım, Sabiha Gökçen’den uçmamışım uzun zamandır. Bu arada İstanbul’dan Bayram öncesi Exit stratejisi ciddi planlama gerektiriyor. Raylı sistem diyor, başka da bir şey demiyorum. Leven’ten çıkıyorum plazalar semtinden taa Kartal’a kadar yerin altına bir iniyorum, iniş o iniş. Galiba uçağı kaçıracağım! Hiç panik olmuyorum. Meditasyon alışkanlığım nedeniyle yıllar içinde varlığından önceleri ürküp haydaaaa kişilik bölünmesi böyle bi şiiii hahhhh m…ç..kkk kısmını atlatalı çok olmuş, izleyici kimliğim sıfır telaş cool bi şekilde izliyor beni. O beni gözetlediği için midir, ben de onu gözetliyorum. Bakışıyoruz öööyle! Egom kışkırtılmaya pek bi müsait, cıııkkkk cıııınııııımmmmm, hayattttta da, ben daha cool bi kişiliğim diye poz yapıyor, kollarını kavuşturmuş, bi hava bi hava… Kartal’da yeryüzüne çıkıyorum, allaaaaam sana gelebilir miyim müsaitsenizzz… Takssssiiii yoooookkk haliyle! O kısım için lojistik planlama yapmamışım. Galiba birazcık da adrenalin ve işi şansa bırakmak, hayatın beni şaşırtması kısımları falan hoşuma gidiyor! Müthiş bir metamorfoz benimkisi! Zaten kendimi tanıyamıyorum son birkaç yıldır. Özellikle bu kırk yaş tam bir dönüm noktası falan da olabilir. Bilemiyorum! Kırk yaş başka bir yazının konusu olsun.

Neyse, on dakika sonra bir taksi buluyorum, inanılmaaaazzz! Hep filmlerde gördüğünüz sahne gerçekleşiyor, uçur beni diyorum, çek Sabiha Gökçen’e! Taksi şöförü hayli genç, doğu vilayetlerinden, nefis bir aksanı var, son derece sevimli ve ölçülü, iyi de araba kullanıyor, yalnız bir ayrıntı, fena halde ter kokuyor, öyle böyle değil. Ama kötü de değil bir yandan. Hahhh, diyeceksiniz ki sapıttı, vallahi alakası yok. Yani parfüm kokmuyor bu insan, ya da kimyasal deodorantlardan kullanmıyor. Ama tabii burun direği kırarcasına ter kokuyor! Fakat, bulmuşum taksiyi, burun kıvırıyor lakin kıvıramıyorum bir yandan da! 😉

Basıyoruz geliyoruz Sabiha Gökçen’e… tammm vaktinde ordayız, tam! Derken kolaycacık iki güvenlik noktası röntgen makinası atlatıyorum sıfır düüüüüt ile, bunca yılın seyahat eksperliği bir işe yarasın bari ve gate’teyim… 10 dak. rötar diyor. İyi peki, bi kahve içerim, kitap okurum. Derken rötar oluyor sana yarım saat. Hadi sonra uçağa alınıyoruz, derken bu defa uçakta bi rötar daha en az bir saat! Pilot habire kalkış sırasında beşinciyiz diyor, sanırım en az beş kere! Yani beş kere beş eder yirmi beş! Ordan da yarım saat yiyince siz düşünün ben varacağım yere ciddi gecikmeli varıyorum olmuş geceyarısı!

Bütün bu havalanı macerasının ortasında kısacık bir anlığına çok uzun zaman öncesine ait bir anım canlanıveriyor. Sabiha Gökçen havalanındayım yıllar yıllar önce. O kadar şaşırıyorum ki hatırladığım şeye, ama en çok da hatırladığım sahneyle ilgili o zamanki davranışıma ve algıma, ben o ben değilim, artık, açıkça görüyorum ve bir hafiflik geliyor. İnsan ne kadar çok kabuk değiştiriyor hep aynı kaldığı yanılsamasını taşıyor, aslında her şey sürekli dönüşüyor değişiyor, kayalar, toprak, yaşam, mevsimler, döngü apaçık gözümüzün önünde ve biz esas bu biricik gerçekliği unutuyoruz! Sonra daha da eğlenceli bir şey oluyor! Hatırladığıma şaşırdığım şeyin, olayın ne olduğunu tekrardan unutuveriyorum! Tamam, bu kısımda istersen bir doktora görün diyebilirsiniz, ama yok, sıklıkla yaşanacak bir durum değil bu. Hani sokağa çıkıp evin yolunu unutmak gibi değil. Zihnin yoğunluğu ve yorgunluğundan kaynaklanan bir unutkanlığın ötesinde, daha da koyu bir perdenin inmesi. Çünkü olayların fonu çevresi sağı solu tüm mizansen, yani hayatın tiyatro dekoru değişmiş. Büyütüp trajik dediğimiz şeylerin içindeki duygular yağmur olmuş akmış gitmiş. Geriye sadece terkedilmiş bir antik kentin hayalet yıkık dökük yapılarının silüeti kalmış, yaşam çekmiş gitmiş. Yaşanmışlığın içinde tutunamayan her şey kendiliğinden unutulmaya mahkum. Dolayısıyla trajediler, kalp kırıklıkları, ölümler, vedalar, bize o an acı veren cam kırığı gibi içimizi çizen her ne ise onun rafa kalkması biraz da egonun izin vermesine bağlı. Yaşamsal bir sağkalım durumu söz konusu değilse ego da yok bir yerde ve o zaman gerçekten unutuyor insan. Zihin, kalp ve beden geçmişi, şimdiyi ve dolayısıyla geleceği her an yeniden sil baştan yazma kudretine sahip. İşte bunu unutmasak iyi olur! 😉 Hani Bayramlarda küsler barışır falan filan… Hatırladınız mı? 🙂 Ya da en azından siz yüreğinizdeki kırgınlıkların dikenini çıkarır, eski defterleri tümden kapatır, illa da bunu açık seçik ilan etmez, sessiz sedasız kendi içinizde yaşar gidersiniz, kalbin iki yakası bir araya gelir. 😉

Not: Bir hayvansever olarak sadece ”Bayramınız” kutlu olsun diyorum… Kurban mevzusuna istinaden varoluşta doğa ananın rızasını almak hep önemliydi ve olacak diye düşünüyorum. İnsanlar eskiden vegandı şuydu buydu muhabbetine inanın girmek istemiyorum. 🙂

Not 2: Daiqing Tana & Haya Band’den daha önce paylaşmıştım. Keşke bu rüzgarla ilgili parçanın daha güzel bir video kaydını bulabilsem, birileri yüklese… 🙂