Uzunca bir ara, uzunca bir izin… Bedenimdeki tüm yer etmiş hasarın izlerini silmek, kas ve bağ dokularının ezberlediği yaralanmışlık hafızasının ağır ağır eridiğini gözlemlemek.. Bu da yoganın bambaşka bir yönü. Temmuz sonunda tamamladığım ikinci 200 saatlik eğitim programının ardından bambaşka farkındalıklarla artık kendini mikro cerrahi düzeyine indirgeyen minimalist bir yoga pratiğimin yüzünü döndüğü uzakdoğu dövüş ve savunma sanatlarıyla kaçarak uzaklaştığım Qigong alıştırmalarına göz kırpmalar, derken Diana Vishneva’nın bedeninin bale vurgularındaki muhteşem akış… Ben bedenimi çok geç keşfettim. Potansiyelini, nefesin gücünü, disiplinin ve sebatın, iradenin zerafetini ve önemini… Belki de geç keşfettiğim için şanslıyım. Yaşamımın ilk yirmi yılında ordan oraya savrulup pekçok tecrübe ve bilgiyle donanırken özümü yitirmedim. Aileme, ama en çok da ailemin büyüklerine, yani atalarıma borçluyum şimdi olduğum halimi, şartlarımı.

Bu bir övünç yazısı değil.

Bu bir barış yazısı.

Eğer olur da yaralarına, travmalarına, kayıplarına, umutsuzluk ve karanlığına takılıp kaldıysan, yoga yap, dans et, müzik dinle, doğada uzun yürüyüşlere çık, bitkileri ve hayvanları sev, yağmurda yürü, şeker değilsin, sağanakla yıkan, sırılsıklam olsun yüreğin, merak etme, o kadar güçlüsün ki ve o kadar hayat üzerine yağabilir ki ve o kadar sevebilirsin ki kendini, yaşamı ve başka her şeyi herkesi… Geniş geniş bir denizsin uçsuz bucaksız azur mavi… Senin yüreğin kainatı alır içine… Korkma yeter ki… Bir yerinden başla hareket etmeye… Gerisi kolay. Taşlar oturur yerine.

Bazen bir yığın halinde kaldığın yerden kalkma gücünü kendinde hissetmesen de nefesin o anda yaralı bir hayvanınki kadar derin ve içten ve gerçek. Sen, biricik ve tek gerçek. Bu, yaşam, senin, tek, gerçeğin, şu, anda. Kabullenmenin dayanılmaz hafifliği ve damarlarında akan kanın taşıdığı oksijenle belki biraz pas tadı dilinin üstünde…

Ve hepimiz etten kemikten haklı olma ihtiyacının evsahibi sağkalım egosundan ibaret olduğumuzu sanan bitki, hayvan dünyasının metruk bir o kadar olağanüstü yaratıklarıyız… Yeryüzünde geceyle gündüz arasında adımlarımız……. Kendi değerini bilmek ve sonra kendinden vazgeçmek için susmak gerek……. Çöller kadar ıssız… Altı üstü bir beden ve bir kılıf üstümüzden çıkaracağımız.