”Yedi kez düş, sekizincide yine ayağa kalk.” – Japon Atasözü

Dün gece bir rüya gördüm. Tamamını hatırlayamıyorum. Bir fotoğraf karesi kalmış aklımda yalnızca. Evimin boğaza ve kuzeye köprüye doğru açılan yüksek salonunun önündeki balkonu olduğu gibi görüyorum. Balkonun bir kısmı çökmüş, sanki bir deprem geçirmiş ve yer yerinden oynamış.

Önümde değişim ve dönüşüm dolu bir dönem olduğu apaçık ortada. Dün zekası ve öngörülerine, işaretlere son derece nesnel yaklaşma becerisine güvendiğim, takdir ettiğim bir arkadaşımın doğum haritam üzerinden önümdeki altı ay ile bir yıllık süre zarfında hayatımın iklimi hakkında söyledikleri ile fazlasıyla örtüşüyor. Görüşmemiz sırasında anladık ki ben de önümde aşılacak denizin derinliği, rengi ve hırçınlığı hakkında bazı önsezilere sahibim, öyle karşılaşmışız yani. Rüyada gördüğüm balkon sembolü bütün bunların üzerine geldiğinden bir tür duygusal şartlanma da olabilir tabii. Her ne olursa olsun, tüm algılarım ve içimin sesi bana dikkatli olmamı ve her an pozisyon değiştirdiğim son derece dinamik bir döneme girdiğimin uyarısını veriyor. Hani Amazon’da tropik ormana ilk defa adım atmışsın, ayağını bastığın yerden yılan çıyan türlü tanımadığın yaratık ve her taraf sarmaşık nemli bitkilerle çevrili, sen girdiğin dünyada kendine bir yol çizeceksin ama burası hakkında hiçbir şey bilmiyorsun!

Peki, o zaman navigasyon cihazın nedir, ya da nerde?

Öncelikle Bagua gibi bir pratiğe yönelmek istememin ne kadar manidar olduğunu görüyoruz sevgili okur! 😉 Kendi etrafımda çemberimin merkezini görürken dış algılarımın da apaçık radar modunda çalışması lazım gelen zamanlar ve bir iklimde yolculuk edeceğim bir yıllığına! Bunun daha henüz iki ayı geçti, kaldı on ay! Ölümüne zorlanıyorum! Yine de bu yolu yürüyeceğim.

Neden? diye soruyor etrafımda çoğu arkadaşım. Sağolsunlar. Ben de böylece kendime gayet açık ve net soruyorum aynı soruyu. Biliyorum ki kendi rahatlık alanımın dışında yapacağım bir yolculuk kendimle ilgili hiç bilmediğim yönlerimi anlatacak bana. Daha fazla yakınlaşacağım kendimle. Tüm korkularım, kaçak noktalarım, zayıflıklarımla ve bunların içinden düşe kalka sıyrılıp da o yolda hergün bir adım bir adım daha attıkça ben de aynı kalmayacağım, dönüşeceğim. Demek ki her ne kadar çapa atmak istesem de içimde maceraperest bir yön de var ve içimin sesi devam et diyor. Peki, o sesi dinliyorum can kulağıyla!

Amazon ormanımda yürürken birileri beni ısırmasın, kimsenin avı olmayayım, zehirli bitki ve türlü yaratıktan nasıl sakınayım? Bir yandan da bu ormanı yürüyeceğim, durduğum yerde olamam, pısırık ve korkak, hayat kaçacak ellerimin arasından, cesaret ve bilgelik, hiç eksik olmasın yanımdan! Formül nedir o zaman?

Balkon konuşması derler hani… Balkon, egoyla çok el ele bir sembol sanki! Rüyalarda balkon yüksek statüde olmaya, hitabete denk gelir. Dahası, son dönemde riskli, güvenilmez bir ortamda ya da şartlarda olunduğuna da işaret eder. Ayrıca yaşamda alınan destekle de ilgili önemli ipuçları verir.

Eh, benim balkon eğik, bir ucu kırık dökük zaten!

Ne yapmalı, ne yapmalı, yoksa sessizce fırtınanın gözünde mi oturmalı? Hani doğanın da kış uykusuna yattığı bu günlerde enerji tasarrufu, çok gerekmedikçe hamlede bulumamalı? Etraftan eylem beklenirken bunca sessiz sedasız kalmak eninde sonunda game over sebebi olmaz mı?

Düşün taşın……………

Yeniye yer açmak için bazen eski yapıların, alışıldık bilindik yargıların tutumların kırılıp dökülmesi, yani yıkım gerekir.

İzlemek, izleyici olmak doğru kararlar almak ve uygulama konusunda gerçek bir rehber olabilir.

Yaşamımda şu anda direnç gösterdiğim, ya da korkup geri çekildiğim konular, olaylar, deneyimler hangileri?

Hepsini listeliyorum birer birer. İçsel ve dışsal tepkilerimi. Her madde üzerinde derinleşmeye, içimin karanlık kuyularına inmeye değer. Karanlığa inmek hep cesaret ve kararlılık, ruhun kendi ışığından bir parça ister.

Sürdürmek istediklerim, tamam dediklerim, bir bakalım neymiş diye merak ettiklerim…

Kökten bir bakış açısı değişikliği istiyor bütün bunlar. Her şey ama her şey değişmek diyor yüzüme haykırıyor bak diyor bak, oyuna davet ediyoruz seni, haydi, hareket et ve içimize karış, öyle kenardan izlemek yok, sonra yaşadım diyemezsin!

Yaşamak, hareket etmek demek. Seçmek… Seçtikçe ümidimiz yaşar, ümittir hayallerin mayası ve yarınların heykeltraşı. İpten köprüleri geçmek, yeniayla birlikte doğuma dek yeninin uykusuna yatmak. Biraz sabretmek, beklemek, anlamak, çözmek, çözülmek…

“Ümit önemlidir, çünkü şimdiyi daha katlanılır kılar.

Eğer yarının daha iyi olacağına inanırsak, bugün zorluklara göğüs germek kolaylaşır.” – Thich Nhat Hanh

Ümit dediğin onun bunun için hissettiğin geleceğin damıtıldığı iştah duyduğun değil.

Şimdinin kendini aradığı, şimdi—

Geçmişi sildiğin, geleceğe agnostik yaklaştığın—

nefes almak, zincirlerine vurgun, denizin ta kendisi.

[Richard Schiffmann, 2010]

Mindmills‘e teşekkürlerimle… ❤