Martılar kısa süren Pazar gününe yavaş yavaş veda ediyor, gün battı usulcacık ışık çekiyor güneşli ellerini yüzümüzden. Tembel bir gündü. Kendime bir film seçtim çoğu Pazar yaptığım gibi. Jet Lee‘nin oynadığı Fearless (Korkusuz) filminde yönetmen Ronny Yu‘nun gözünden dövüş sanatları ustası Huo Yuanjia‘nın (1869-1910) hikayesini izledim. Fazlasıyla Çin milliyetçiliği kokan bu filmi Grand Master‘ı çektiği gibi keşke Wong Kar Wai çekseydi diye söylendim içimden. Yine de dövüş sahneleri, özellikle bir trajedi sonrası Yuanjia‘nın sığındığı dağlardaki bir köyde çekimler ve flütün sesi, akarsu ve göl sahnesi nefes kesiciydi. Wushu ya da herhangi bir dövüş sanatı niye öğrenilir ve onunla ne yapılır soruları etrafında şekillenen olaylar, arka fonda Batılı güçlerin 1900 – 1910 arası Çin’i işgali ve yıllar sonra tekrar kente dönen Yuanjia‘nın gözlerindeki şaşkınlık… Sanırım en çok bu sahne etkiledi beni. Hani yozlaşmak ve kendine yabancılaşmak neye benziyor diye sorsak tam olarak bu manzaraydı işte! Sonra milletleri, kültürleri yaşayan nefes alan organizmalar gibi düşündüm, derken dışardan farklı bir şeyler sistemin içine giriveriyor ve bir çekişme başlıyor adeta hücresel boyutta. Filmin bir sahnesinde çeltik tarlasında Yuanjia‘nın ektiği her şey can çekişiyor, düzeltir yeniden ekim yaparlarken şu cümle can alıcı: ”Çeltik canlıdır, eğer onları birbirine çok yakın ve sık ekersen büyüyemezler. İnsanlar da aynısını ister, birbirine saygı…”

Ölümüne dövüşmekten pişmanlığa, tövbe etmekten dövüş sanatının amacını yeniden kavramaya, ölümle yaşamın gizemli dansı ve kendini savunmakla öc almanın arasındaki ince ve alaycı çizgiyi yürürken keşfedilen kibir ve daha nice içsel düşmanlar… Savaşmak, bazen, gerekli, kime karşı ve ne için olduğunu bilince…