Oda oda içimden geçmişim… Gövdesinin yumuşaklığını hatırlayan bir nautilus yüzüyor derin mavilerimde ve ağzımdan çıkan kabarcıklar balon olup sessizce infilak eden sözcüklerim suyun ıssızlığında… Konuştukça uzağı keşfediyorum; kendi uzağımı, kuzey kutbumu… Ruhum çocuk. Terslendikçe sevgiye susuyor içemediği denizin sularının ortasında çölü geçmek diye biliyor hayatı. Kendini yitirmek gerek ayın karanlık çehresine baktıkça ve siyahın boşluğundan geçtikçe zaman değişir belki iklim değiştirircesine. Oysa biliyorum ki bu savaş bitmeli! Kim kazanmış şimdiye dek, o kadar sinsi bir düşman ki?!

Toprağım, yüzüm gözüm çizili. Kadınlığım, Gaia; savaşı, kıyımı ve sonun başlangıcını görmekten gözlerimiz kapalı. Öyle uzun ki gece, bu uykudan uyansam göğsümü sarmalayan zırhtan çiçekler açacak soğuğu metal, başı beton gri örtüleri yırtmış, çehresi kara kaşı çatık binlercesi, yeniden doğacağız; bu defa hepimiz Savaşçıyız! Yüreğin zehri bir dem amrita, odalardan geçmesini bilene! Ölesiye yorgun ve her sabah taze, kendimi kendimden sakındığım! Bildiklerim, bilmediklerim…