Usulca söylerim dinler. İstanbul kızıyım. Yoktur daha başka olmak istediğim yer şu dünyada. Martısı, yük gemileri, vapurları ve müezzinleriyle yazıyla kışıyla Boğaz’ın tüm şehrin seslerini akıtıp birbirine karıştırdığı bu coğrafyada yüreğim burası için atar. Nice sırrımı bilir, kendimden firarımı da, kendime dönüşümü de sessizce ve defalarca izlediğinden istersem koluma girer, belime sarılır, daha iyi sevgili bilmem!

İstanbul kızıyım. Udumu elime aldığımda yalnızca ona çalar söylerim. Bugüne dek kimseye çalmadım. Rahmetli dedem dinlerdi. Huzurum, biricik yıkılmaz kalem, onun yüreği ve artık bilmekten vazgeçmiş görmüş geçirmiş gözleri mabedimdi. Sevgisiz bir dünyada yaşıyoruz sanırım. Bizi kim böyle yaptı bilinmez. Neden inanmaktan vazgeçtik kim bilir? Her kadının hayatında gerçek sevginin ne olduğuna dair umarım ki kerteriz alabileceği sevenleri olur, olmuştur. Çünkü sevginin gerçeğini, pürüzsüz halini bilince bir daha sahtesiyle işiniz olmaz!

Bugün Özgecan Aslan için udum elimde. Onun bedeninde, ruhunda, gözlerinde, teninde, onunla birim. Dilerim başka hiçbir kadının, çocuğun başına gelmesin yaşadığı dehşet. Tecavüze uğrayıp yakılmak? Biz kadınlar ruhen ve kalben de mütemadiyen tecavüze uğruyoruz aslında. Sıklıkla özel ilişkilerimizde yaşadığımız şeyler, duygusal ve bedensel sınırlarımız hep bir işgal altında! Özgecan’ın başına gelenler bunun son noktası!

Geçenlerde Huffington Post‘ta bir yazı okuyorum, yazının karakteri genç bir aktör ve yeni çekilmekte olan bir filmde trans-seksüalite konusuna rol gereği daha da yaklaşabilmek için arada kadın kıyafeti giyerek yaşadığı kentin mahallelerinde dolaştığı oluyor. Hayatında erkek olarak hiç ama hiç hissetmediği bir korkuyu ilk kez iliklerine kadar hissediyor. Kadın kıyafetiyle karanlık bir caddede gece yürürken karşı kaldırımda bir adam ona otuz bir işareti yapıyor. Panikleyip yola baktığında bir taksi görüyor son dakikada durduruyor ve kendini arabaya atıyor. Sonraki satırları çok çarpıcı… Asla bir erkek olarak bu tür kaygıları olmadan sokakta yürüdüğünü üstelik gecenin hangi saati olursa olsun farkediveriyor.

Sabahın erken saatlerinde ya da bazen gece yarısına doğru Taksim civarından eve Cihangir’e yürürken ben de farkediyorum. Antenlerim hep açık. Birkaç sefer sokakta yürürken arkamdan gelen olup olmadığına baktığım da oldu. Kaldı ki ben pek de bunları kafaya takmam, ama aslında farkediyorum ki ben de bir şekilde “dikkatliyim.”

Her kadının hayalleri olur. Hayaller gerçeklerin mayasıdır. Bizlerin kabus mu yoksa güzel düşler mi göreceğimize ancak kendimiz karar verebiliriz. Bu çağ biz kadınlar için korkusuz ama dikkatli olma çağı. Hiç olmadığı kadar içimizde yüreği güçlü dışarda savaşçı olup da kendimizi korumamız gereken zamanlar… Özellikle eril (yang) enerjinin Toprak Ana’ya yaptıklarına bakınca… Kadınlar topraktır. Yaşadığı toprağa, doğasına, havası ve suyuna saygısı olmayanların kadınlara nasıl saygısı olsun?

Şehirde betonu çatlatan anarşist gövdesi sertçe biraz da pürüzlü ya da dikenli çirkin bitkiler var, artık kendimi onlara benzetiyorum. Zaten kılık kıyafet giderek uni-sex… Şovalyeler ve Prensesler masallarda kaldı. Kendi öz kızına davranışlarını izlemek yeterli erkeklerin… Onları korkusuz ve akıllı güçlü yetiştirip yetiştirmediklerine… Ya da annelerin oğullarına ne aşıladığına bakmak… Onlar daha sonra kadınlara öyle davranacaklar çünkü…

Şehirle ve toprakla arama bu kötücül ve aç bitap zavallı enerjinin girmesine izin mi vereceğim? Bir kadın olarak İstanbul’a küsecek miyim? Ya da hayata? Dolmuşta ya da takside daha mı çok korkacağım? Bence etraf sevilmekten ve sevgiden hiçbir şey anlamayan, Ork benzeri kadınlar ve erkeklerle doldu! Kimse bu saatten sonra enerji enerjiyi çeker demesin! Evet, güzel şeyler düşünmek, elbette, güzel… Ancak galiba yaşam denen oyun giderek zorlaşıyor! Ya da hep böyleydi, uykulardan uyandık!

Yüreği boş, hayatı boş ve zihni donmuş vampir kılıklı içinde saklı kabadayı tiplere aman dikkat! Demiyorum ki bunun bir de kadın, hele hele de trans ve homoseksüel versiyonu yoktur… Sadece dile gelmiyor. Şiddet her yerde! Bir de anlamadığım, dün seviyordum, bugün sıkıldım, korktum ya da zor geldi olayları. Güneyin ikliminde zaten kullan at, öldür, takma kafana durumları! Vallahi bana göre aşk ve sevgi de süpermarket raflarında perakende satışta! Keyifli alışverişler, pelüşten kalp yastıklarınız olsun!