soldaki, taşlaşmış bir ağaç fosili; sağdaki, dikilmeyi bekleyen adaçayları

Doğa ve toprakla olan ilişki değişken, hareketli, heyecanlı. Bir anı bir anını tutmuyor, hiçbir şey, özellikle de kış mevsiminde, değişmiyor gibi görünse de. Uyurken ne yaptığımızı bilmediğimizi sanıyoruz. Bence… Bildiğimizi sanıyoruz. Oysa bilmenin farklı katmanları dereceleri türleri var. Neyse…

Değişkenliğe, değişime ve kendinle samimiyete izin vermeyen toplumsal sistemlerin içinde tutarlılığa gereğinden fazla önem atfedilebiliyor. Bir yolu yürümenin zenginliğini tarif edecek kalıplar kuramlar cümleler olmayabilir. Ayak diremek sırf ayak diremek, inatçılık da sadece ve sadece haklılık uğruna olduğunda yaşamın öz suyu çekiliveriyor sanki.

Ölmek zor bir mesele. Başlı başına bir iş. Geçtiğimiz bir hafta içinde ölmeye terkedilen ya da ölmesi kendisine layık görülen birtakım bitkiler alındı ve toprağın bağrına teslim ettik onları. Öyle kolay değil. Birinin ölü dediğine bir başkası canlı diyebilir. Bakalım. Tutarsa…

Ben yogayı, yogo değil yoga diyerek zaman zaman üstünleştirdim. Kendimi yoganın cetvelinde ölçtüm biçtim bir dönem. Başkalarını ölçtüm biçtim. Kimileri çok guru, kimileri çok ”hayvan”, kimileriyse çok ”tinsel” idi. Bütün bu düzlemsel dikey ve yatay boyutlarda kah hızlı trenlere bindim coğrafyalar aştım, kah asansörlerle indim çıktım katlar arası yolculuk ettim. Sıfatları kapı dışarı ettim sonra. Yazamadım. Konuşamadım. Hatta içimde susamadım. Sonra sessizlik geldi. Kaldı. Öfkem, yoğunluğum, kıvamım, suyum, ateşim, toprağım hep aynı maddeden, hatta bir süre sonra maddesizlikten çoğaldı, kendini çoğalttı. Dışımdakiyle içimdeki arasındaki uçurumun açıklığı meğer hayli rahatmış. Karmaşık bir zihin konforun ta kendisiymiş. Çünkü toplumla, aileyle ve sosyal ilişkiler ağıyla olan söyleşmeler ve sözleşmeler -miş -mış ve de -muş imiş… Meğer…

Yoga, ne yogo ne de yoga olarak cevap vermeyince, sohbetimiz kesilince, bir açıklığa geldik biz: zihnim, yüreğim ve bedenim. Buluştuk. Bu defa bu üçlü itişip kakışmadı. Kim demiş üçgen ilişkiler tehlikelidir diye. Nasıl yaklaşacağını bileceksin belki de! Bütün -meli -malı ekleri heybemden yola düştü, hafifledim.

Geriye bu bloğun ismini ne yapacağım meselesi kaldı. Benim şimdiki zaman içindeki gerçekliğimi ifade etmiyor dedim. Peki bütün bir yürünen yolu inkar etmek yerine, tamam sayfayı da çeviriyorum büyük bir hevesle, nasıl katsam ki kendime diye sordum. Sonra aklıma Kızılderililerin (bu kısım kedimin katkıları ile yazıldı 🙂 00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000) bir kişinin yaşamı boyunca aynı isimle anılmak yerine büyüyüp geliştikçe değiştikçe isim değiştirdikleri isim törenleri geldi.

“Talasana: yoga ile günlük keşifler” dar geliyor.

Öte yandan yolculuğumda yoganın tuttuğu yer büyük ve anlamlı. Sonraki adımlarında yoga yerini yavaş yavaş Tao‘ya bırakıyor. Bagua pratikleri, Qigong ve diğer bütünleyici, yolu yol yapan tümleyen tamlayan belki de eksilten yeniler yenilikler var. Onları kılcal damarlarım, bitkimin kılcal kökleri gibi hissediyorum.

Toprak var şimdi. Sabit sandığım, hakkında hiçbir şey bilmediğim, oysa dünyaları, rüyaların mayasını içinde saklayan Mahka var. Onun hakkında öğrendikçe kendim ve evren hakkında nesnelliğe keyifli bir uzaklık ve dahi yakınlıkta durmak, dururken hareket etmek var. Anın içindeki devinime şahit olmak… Belki de içine karışamamak da olabilir. Kenardan seyretmek dahi kafi gelebilir. Bilmiyorum. Tek bildiğim -mış gibi yaparak yaşamayacağım.

Belki buraya daha önce hiç yazmadım. Tala, Sanskrit dilinde Palmiye Ağacı demekmiş. Ağaçlara büyük ilgim var. Ağaç Yogası (Tree Yoga) denebilecek pratiklerle, Tao ve Bagua ile son derece bencil ihtiyaçlar nedeniyle uğraşıyorum. İnsan öyle bir varlık çünkü. Ben-cil. Evrimleşebilir mi? Merak içindeyim. Bu “hayvanın” bir de ev-cil bir türü var, ama bence doğaya salınmalı, kendiyle samimi bir karşılaşma yaşayabilmesi için. O zaman bir evrimleşme mümkün olabilir ancak. Yoga der ki, insanın kişisel dharmasını (öznel kozmozunun sırrını) keşfedebilmesi büyük önem taşır. Keşfettikten sonra etik kurallara uygun bir yaşam sürmesi, hem kendi, hem de çevresinin hayrına olur. Öyle görünmese bile…

Palmiye Ağacı, fırtınada yerlere kadar yatabilen dayanıklı, güçlü, bir o kadar da esnek bir gövdeye sahip. Elbette her türü değil. Özellikle bulunduğu bölgeye ait yerel türler, hele de köklerinin gelişimi için yeteri kadar yer bulabilmiş ve yayılabilmişlerse, ister aşırı ıslak ister aşırı kuru toprakta fevkalade güçlü bir yaşam barındırabiliyor, ayakta kalabiliyorlar. Florida Üniversitesi’nin araştırmalarında 1992’de meydana gelen Andrew kasırgasıyla 2005’te ardarda bölgeyi vuran Rita, Katrina ve Dennis kasırgalarında çeşitli palmiye türlerinin rüzgarla dansına etraflıca bakılmış.

Palmiye, şaşırtıcı bir ağaç. Bu bloğun adının esin kaynağı olması kesinlikle bir tesadüf değil. Katılıkla esneklik arasındaki sarkacın ben-cil yaşamıma izdüşümünü incelemek, kendimi anlaya-ma-mak en büyük hobim! 🙂 Ne zaman yere yatmak ve eğilmek, ne zaman dimdik ayakta kalmak ve durmak arası ritm tutturmak, bu özgün bestenin icrasını keşfetmek heyecanlı bir uğraş. Bir o kadar da anlamsız. Neden dünyaya geliriz, benim dharmam dediğim sırrım nedir? Dedim ya, gayet ben-cil-ce! Ancak bu bencil soruyu bir köstebek kazacak, içsel pseudo-arkeolojilerden geçilecek, geçildi, geçiliyor ki sonra bu bahar en nihayet gerçek ve asal bir “doğum” olsun! Bu doğumla birlikte birtakım zayıflar var karnemde, geçemediğim sınavlar var. Tek tek ele alınacak konular. Mesela sabahları erken kalkma meselesi ehemmiyetini gayetle koruyor! 😉

Uzun lafın kısası… Yoga’ya şapka çıkarıyor, Ağaç Yogası‘na selam ediyor ve gerçek bir ormanda gerçek ağaçların yanında ve altında yapmaya başlıyor, bloğun adını Talasana Yoga olarak bırakırken, küçük bir Kızılderili isim töreni ile artık açılımını Mahka ile günlük keşifler olarak dönüştürüyorum.

MahkaSioux dilinde “toprak” demek… Toprak ile günlük keşifler sürecek…