Yer yarıldı içine girdim! Bazen her şey tek bir soruyu sormakla başlar, dallara oradan yapraklara su yürür, çiçeğe ve meyveye koşar zaman. Kendime koşmak istedim. Kavuşmak. Kollarımı kendime dolamak. Kendi şiddetimden kendimi sakınmak. Durmak ve sabretmek kadar çekip gitmeyi ve tezcanlılığı da tatmak! Yetince yettiği ancak acıtmadığı o bıçak sırtı duygunun daha ilk kesiği açmadan ayırdına varıp da verimsiz, çorak bir coğrafyadan yeşilin bağrına uzun ve dolambaçlı bir yol katetmek… Bile isteye… ve hayat hiç romantik değil, hayallerimizin çok dışında, kesin ve keskin, çok gerçek! Bu Pazartesi günü biricik gerçek rüzgar, fırtına, simsiyah gökyüzü ve yere inen yakıp kavuran yıldırımlarla amansız yağmurla dolu ve sonra tekrar olağanca gücüyle boşalan yağmurdu. Doğanın dilinden daha yalın ve öte bir gerçeklik daha yok. Bizler şehirlere hapsolup doğadan soyutlanıyor, uykulara yatıyoruz. Önce yaprakları, ağaçları, çimenleri, çiçekleri unutuyoruz. Rüzgar esince saçımız bozuluyor. Elimizi toprağa değdirmeye, çıplak ayakla çimenlere basmaya çekiniyoruz. Toprak “kir” haline geliyor. Kış kar ve yağmurla hırpalanınca kaloriferli fazla ısıtılmış evlerimize kapanıyoruz. Hastalanıyoruz nedenini bilmeden, fazla da soru sormuyoruz, kafamız karışıverir sonra! Üşümek fakir fukaranın, evsizlerin ve bir baltaya sap olamamışların derdidir. Dondurma gibi eridiğimiz fazla rahat hayatlarımız olsun istiyoruz. Oysa ki bedenimiz yoğrulmak ve çalışmak, hareket etmek istiyor. Oysa ki biraz üşümek pekala sağlığa iyi gelir. Böylece akşam yanan sobanın yaydığı tatlı odun kokusunun ve sıcağın keyfi katmerleniyor, içilen bir bardak çay kıymete biniyor. Her şeyin tadı var. Tatlandırıcı ve renklendiricilerin her tür yemeğe basıldığı tadı tuzu olmayan şeyler yiyoruz şehirde. edX üzerinde 15 Nisan’da başlayacak “The Ethics of Eating” ders serisini takip ediyor olacağım. Her ne kadar Boğa burcunun klasik yemeye içmeye düşkün ve lakin gayetle gurmeliğe öykünen bir karikatürü olsam da yemek yemek deyince, hele de bu çağda bu işin ahlakı giderek beni daha da çok ilgilendiriyor. Sorma, sorgulama ve öğrenme ihtiyacı duyuyorum.

Kabuk değiştiriyorum. Büyük bir üzüntüyle kendimi hapsettiğim şehir hayatından geçtiğimiz sene tam da bu zamanlarda çıkmaya çalışıp yolumu kaybettim. Pekçok yer dolaştım, ne kendimi buldum ne de aradığım o yeri, ya da her ne ise o şeyi! Asıl mesele bir tane daha yoga eğitmen eğitimi tamamlamak, ya da Ege’nin kasabalarında bir köyden diğerine, oradan Akdeniz’e uzanmak, gezmek tozmak, hatta aradığını dahi bulmak değil. Bu bulma etme iddia meselelerini bir kenara koyup alan açmak kendine, bir ferah nefes almak, özgür olmaya kalmaya, her yeni günü planlarken planlamamaya, hayatın getireceklerine her sürprizine göz kırpmaya, eğlenirken ciddiyete, ciddiyken eğlenmeye, öğrenmeye, tüm bilinenleri unutmaya ve unutulanları hatırlamaya yeniden başlarken… Egomun çığlıklarını sağır olana dek duyarken, nerede onu dinlemem gerektiği, nerede kulak asmayacağım bir kez daha berraklaşırken…

Tıpkı dört yıl önce bu blogda yogaya milyonuncu kez başlayışımın şerefine yazıyorum diye ilan etmiştim usuldan… Bu da yeniden yine yeni bir başlangıç. Unuttuğum yaşama sanatını hergün keşfetme üzerine ve sabahları bitmeyen kışın soğuğuna meydan okumak için kendimi kamçılayabilirsem ve yataktan çıkabilirsem eğer 😉 doğanın içinde deneyimlenecek Bagua pratiğimin yankılarını yazmaya devam edeceğim. Bu benim için her zaman böyle oldu. Bedensel pratiğim dönüşürken hayatım, işim ve evim de ona paralel şekilde değişti, dönüştü.

İstanbul, dedemin şehri, seninle yollarımız ayrılıyor. Büyük şehirle ve onun dünyasıyla olan ilişkim noktalanıyor. Kah hırçın, kah zevk-ü safa içinde bir deli koşuşturmacanın labirentinden çıktım, çıkıyorum. Bundan sonra adresim dağ, bayır, ova, çayır!

Şimdilik kendime fısıldıyorum… Ormanlar, dağlar, rüzgar ve nehirler, kayalar ve kuşlar, geyikler, arılar ve sinekler, bitkiler ve yıldızların bana öğrettiği şekilde yaşayacağım. Bugün için, kendim için, başkaları için.

Değerli Not: Öyle hemen hoptirik olma Çekirge! Hani “üşümek iyidir” ahkamının üstüne “gerçek” hayattan bir enstantane: Bu gece kar bekleniyor galiba, 3 dereceye indi, hissedilen -4 diyor Accuweather! İyi ki soba yanıyor yahu! 😀

“kendimi kendimden kurtarmak”
“çağrının sesi”