Freedom Just Another Word For... Gyatso
Freedom: just another word for… – Gonkar Gyatso – 2013 – Mixed media sculpture piece
Özgürlük: … için bir kelime daha – Gonkar Gyatso – 2013 – Karışık medya heykel

B.T. ile derin bir sohbete daldık. Her zamanki gibi. Biz buluştuğumuzda zaman kavramı anlamını genelde yitirir. Günlerden ne, saatlerden kaç, dünya işleri, sorumluluklar, her şey bekleyebilir. Konuştuklarımızdan, paylaştıklarımızdan daha önemlisi yok! Çünkü ruhumuzun en karanlık, egolarımızın en katı ve inatçı katmanlarına dek inmişiz, o kadar şeffafız ki, bir o kadar da kırılgan, yani ruhlarımız çıplak! Yarattığımız samimi, içten ve doğal, bu özel alanda akıyoruz. Birbirimizden öğrenirken, birbirimize şefkatin ve anlayışın yardım elini uzatıyoruz.

Sohbetin bir yerinde farkediyoruz ki tamamen “tesadüf” eseri ikimiz de Shambhala ekolüne yönelmişiz son günlerde. Sorularımız var, aradığımız cevaplar… İnsan ruhunun ortak paydasından evrimleşerek süzülüp gelmiş bilgelik kırıntılarıyla karşılaşabilmenin ümidi içindeyiz. Kaplan‘ın alçakgönüllülüğü, Kar Arslanı‘nın neşesi ve gençlik ruhu, Kartal‘ın dünya işlerinin yanılsamasını delip geçen durugörüsü, Ejder‘in esrarlı erişilmezliğinin yolunda yürümeye çalışmaktan dem vuruyoruz. İnsanlar “benim” bakış açım en doğrusu, “benim” yol”um” gibi söylemlerle giderek yaz sıcağıyla genleşip bel veren elektrik hatlarına benziyorlar. Aşk ve aile ilişkileri, para, kazanç, sağkalım gibi dünyevi kaygılarda doğanın parçasıyız ve onun ayak izlerini takip ediyoruz. Kah daralıyor, çekiyor, kah esniyor genleşiyoruz. Yaşamlarımız kâh uykuda, kâh farkında. Konuşmaya devam ediyoruz, sohbet akıyor. “Benim sözlerimi bana satma!” düsturunun kırbacı şaklamış, yüreğimde izi hala usul usul kanıyor. Düşünceler, sözler, deneyimler evrensel olabilir, hepimiz farklı zamanlarda ortak ve asıl olanın bitiş çizgisine varabiliriz. Biri diğerinden önce ipi göğüsledi diye kimse kimseden ne üstün ne de aşağı. Bu hiyerarşiler, sen küçüksün bilmezsinler, salaksın, manyaksın, delisin gibi sıfatlar, ya da güzelsin, teksin, kralsın, birtanesinler… Ah bu sıfatlar. Sevgilim değilsin ama arkadaşımsınlar… Sıfatların çifte standardından korumak istiyorum yüreğimi, nefesimi. Anlatıyorum, diyorum ki, zırhımı kuşanıyorum, sonra kuşandım diye üzülüyorum. Sonra, bir sabah uyandığımda, Ejder‘in mesajını hayatımda ilk defa anlıyorum. Ne sağ tarafta, ne de sol tarafta olmayı seçiyorum*. Seçimim hiçbir şey yani tanımsızlık! Masmavi gökyüzünün serin sonsuzluğunda insan ruhlarımızın korkuları, sevinç ve kayıpları, ümit ve beklentileri, hayalkırıklıklarına tepeden bakınca, bütün duygu ve düşüncelerimizin gelip geçen gökte süzülen bulutlardan ibaret olduğunu bütün varlığımla hücrelerimle kavrıyorum. Kabul ediyorum. Yüreğime hüznün bıçağı inceden saplanıveriyor, öldürmüyor ama yaralıyor. “Neden kırılıyorsun acaba?” sorusu çınlıyor sonra kulaklarımda. Ben de kendime soruyorum bunu sıklıkla. Kartal olmak kolay değil, hoşumuza gitmeyenlere, egomuza ters düşenlere, ya da bazen karşımızdakinin kendi egosunun bayrak açmasına tanıklık etmek… Asal ve can yakıcı gerçeği her tür kendini kandırmaya ve yalana hile ve dolana tercih etmenin gururu? Kaplan hatırlatıyor hemen kendini, alçakgönüllülüğün erdemini. Beni kırılgan yapan durumun kendime, kendimize ne kadar dürüst olup olmadığımızı sorgulamak mı, yoksa incinen gururum mu, anlamaya çalışıyorum. Bin kez düşüp parçalansam kırılsam her restorasyonum kendimin farklı bir versiyonuyla sonuçlanacağından, doğayı sonuna kadar benimsiyorum. Her an ölürüz ve sonra diriliriz, döngü ve akış sonsuz. Sohbet akıyor… Reddetsem, reddedilsem, tüm sıfatlardan boşansam, biliyorum ki yüreğimin içindeki mülkiyete öykünen zincirlerin kopması yerine metali sıcakla ergitmeyi tercih ederim. Usul usul dağlanmayı ve dağlanırken dönüşmeyi… Sıcağın şefkati var metalin keskin soğuğuna karşı. Dil, en keskin kılıç. Gerçekten sevmek, sevebilmek, almaktan çok verebilmekle ilgili. Pamuk Prenses sendromumun biraz da gülünç durumuna mavi gökyüzünden bir göz atıyorum. Çünkü, büyümek istiyorum. Prenseslikten Kraliçeliğe uzanan bir yol bu. Kendi iktidarıma, yani sıfatlara ve oradan da eninde sonunda iktidarsızlığıma, sıfatsızlığa… Bırakmaya… Gerçek sevgiye bırakabilirim, yüreğimi kapatmadan ve gerçek sevgi kimsenin tekelinde değil.

Sohbet akıyor… Dünyada nasıl bir iz bırakmak istediğimizi konuşuyoruz. Önemli olan mülkiyet değil, aidiyet değil, sıfatlar değil, birbirimizde ve çevremizde bıraktığımız izler… Tek gerçeklik bu! Ben, geride bırakacağım izi önemsiyorum. Barış mı, savaş mı? Bencillik mi, paylaşım mı? Güzellik mi, çirkinlik mi? Kimseyi kendi çıkarlarım için kullanmak istemiyorum, olsa olsa yardım etmek… Peki ediyor muyum? Bir süredir etmediğimi görüyorum. Etmek istiyor muyum? Evet. Bunu kendi egomu şişirmek için mi istiyorum, yoksa gerçekten doğayla barış içinde uyumlu ve güzel hayatların varolabileceğine inandığım için mi istiyorum? Hayır, kendi egomu şişirmek istemiyorum. Arada o yöne sapsam dahi, insanlık hali, farkına varıp aslolan yolda yürümek istediğimi biliyorum. Bu yolu daha çok yürüyen çıkarsa şanslıyız diye düşünüyorum. Yüreğim bencil ve tek kişilik dünyasında asıldığı zincirleri gevşetiyor usulca, bırakıyor ısınsın, yangın çıksın ve esaretin metali ağır ağır erisin. Bu arada, herkesin kendi zincirleriyle olan ilişkisi kendi boynuna!

Böylece Yoga Sutra metninde Patanjali‘ye göre yamaların beşincisi aparigraha üzerine yazılan satırlarda dolaşıyor gözlerim:

Aparigraha (2.39): sahiplenmemek, duyulardan bağımsız olmak, fedakarlık, açgözlü olmamak, bağımlı olmamak, mal ve mülk düşkünü olmamak.”

Maddi, manevi, ya da ruhani, tam bir mülksüzlük hali. “Benim” ve “ben” kavramlarının zincirlerinden boşanmak… “Ben”cil ise(m) kendime mesafe koymak, “ben”cil ise(n) sana uzak durmak… Sıfatların dünyasından firar etmek ve mavi gökyüzünde süzülürken Ejderin mutlak bilgeliğine güvenmek, yaşamın rüzgarını kanatlarımın altında hissetmek…

Sabrina Preferred the Left Handside - Tash Benten 2011 - oil on canvas
Sabrina preferred the left handside – Tash Benten – 2011 – Oil on canvas
*Sabrina sol tarafı tercih etti – Tash Benten – 2011 – Tuval üzerine yağlıboya

Bütün korkularımı özgürleştiriyorum böylece… Terketmek – terkedilmek; çaresiz ve yardıma muhtaç olduğumda yalnız kalmak – yalnız bırakmak; sevememek – sevilmemek; dışlanmak – dışlamak; isteyememek – istenmemek – istememek; hor görülmek – hor görmek; saygı gösterememek – saygı görmemek; vefa bilmemek – vefa görmemek; adil olamamak – adalet bulamamak; güvenememek – güvenilmemek; kullanmak – kullanılmak; affedememek – affedilmemek; sevdiklerimi kaybetmek – seviliyorsam yitirilmek…

Yukarıda yazdığım korku listesinin bu denli koyulaşmasına, yüreğimin güzelim bahçesini dört bir yandan karanlıkla kuşatmasına neden olan gelmiş geçmiş bütün hayalkırıklıklarımı; ebeveynlerim tarafından ihtiyaçlarımın karşılanamamasını; sevemeyen, veremeyen, olamayan; sevemediğim, veremediğim, olamadığım her şeyi, her anı, herkesi, affediyorum, onlar ve yaşam tarafından affediliyorum, sevgiyle kabul ediyorum ve ediliyorum… Bırakıyorum.

Yaşam gücümü ve nefesimi doğru kullanmak istiyorum.

B.T.‘ye teşekkürlerim ve onun Prenses tanımına sonsuz saygımla. 😉