342966_4738

Hayat engellerle dolu. Bu bir kendi kendini şartlama cümlesi. Çok tehlikeli. Böylece hareketsizlik, elini kolunu bağlamak, kendi kanadını kırmak, bir daha uçamayacağına inanmak, giderek ama giderek şartlanmaların zihinsel örgülerini arapsaçına çevirmek var. Yeter ki çözülmesin. Hatta çözülmesin çünkü çözmek demek, değişmek demek. Eyvah! Yeter ki her şey aynı kalsın, ama kangren, ama kırık dökük, ama yetersiz, hurda, idare eder işte. Hayat da idare etsin zaten. Fazlasını istemeye gerek yok. Ortalama bir hayat, iyi bir hayat. Düz çizgi. Kalp durduğunda da düz çizgi çıkıyor malum.

Tam beş yıldır beklediğim bir düğüm çözüldü sonunda bugün. Öyle mi böyle mi, olur mu olmaz mı, olsa mı olmasa mı, en sonunda, bugün, oldu. Bir karar verildi. Zarlar atıldı ve bir şeyler geldi. Harekete geçildi. Ohhh, dünya varmış, ferah feza manzara! 🙂 Karar verebilmek büyük şey. Üstelik önemli olan verilen kararın sonunun bizi nereye götüreceğinden çok kararı vermek, en sonunda! Uzun süredir havalandırılmamış bir odanın camını açıp içeriye rüzgarla taze havayı davet etmek… Evet evet, havalandırmak gerek ruhun odalarını, küflenmesin hayat.

Çözümsüz kalan nice konu ve onu takip eden kararsızlıklar ve durağanlık deyince, hadi dedim Patanjali‘ye bir bakayım, acaba Yoga Sutra bu konuda ne diyor. Ahhh, tamam, işte pat diye çıktı karşıma! Engeller illa ki çıkacaktır, beklenmelidir diyor 1.30. İçsel yolculuğunuzda çeşitli sonuçlar doğurabilecek öngörülebilir bazı engeller vardır. Bunlar zaman zaman bizi zorlasa da, bunların süreçle ilgili doğal ve tahmin edilebilir olmaları insanı rahatlatır. Böylece inanç ve kararlılığımızı koruyabiliriz (1.31 ve 1.20). Öngörülebilecek engeller arasında hastalık, donukluk, şüphe, ihmalkarlık, tembellik, açlık, yanlış algılama, başarısızlık ve düzensizliği sayıyor Patanjali (1.30). Bu engellere yoldaşlık eden zihinsel ve fiziksel acı, üzüntü ve çaresizlik, bedensel düzensizliklerle yine düzensiz nefes de bizi etkisi altına alabiliyor (1.31). Peki, çözüm nedir? Çözüm, zihnin odaklanmasında yatıyor!  (1.32) Eğer zihin odaklanırsa o zaman dağılması, detaylara takılıp engeller nedeniyle oluşan yanılsamaların içinde kendini kaybetmesi de daha zor oluyor. (1.4) Gerçekliğin tekrar tekrar tek bir halini hatırlamak, ya da tek bir nesneyi hatırlamak tavsiye ediliyor. (1.32) Bu bir nesne olabilir. Hatta dini inancımıza ait, ya da kendi varoluşumuzla ilişkilendirdiğimiz bir şey, ya da bir değer, ya da herhangi hoşa giden diğer bir nesne. Bu bir mantra, kısa bir dua, bir telkin olabilir. Sonsuz çeşitlilikte nesne var içlerinden birini seçebileceğimiz. Ancak ciddiysek pratiğimiz için seçimimizde de özenli olmamız tavsiye ediliyor, hatta belki de bu tür pratiklerde daha tecrübeli kişilerin rehberliğine de başvurulabileceğini söylüyor Patanjali.

Bazen kararsızlıklarımızın altında özgüvensizlik, peşin hükümlülük, bilinmeyene karşı duyduğumuz korku, maddi ve manevi türlü şartlanma yatıyor. Birazcık kıpırdasak hayat akacak ve kendiliğinden bir yol çizilecek önümüzde. Ya da bazen birden fazla seçenekle karşı karşıya kalıyoruz. Tam bir kavşakta, hatta bazen dört yol ağzında dikilip duruyoruz, bir parmak ağızda dudağın kenarında. Isırıyoruz parmağımızı, hangi yöne gitsek, bir sağa, bir sola dönüyoruz. Hiçbir yere gitmedikçe, hiçbir karar almadıkça, hiçbir adım atmadıkça her şey bizimle birlikte nefesini tutup bekliyor. Nasıl seçmeli? Ne etmeli? Nereden bileceğiz bizim için en iyisi ne?

Belki de sorun burada. En iyisini seçmeye çalışmakta. Seçmekten, seçilenden çok sonuçtan yana muzdaribiz sanki. Peşinatçı, inatçı, eee nerede kaldı yaşamın kahkahası macerası? 😉 Kırgınlık, küskünlük, korkaklık, kurbanlık koyun halleri rahat mı, güzel mi, eğlenceli mi? Bugün telefonda B. bir ara çok güzel bir söz aktardı bana. Sufiler dermiş sanırım, “Önünü göremesen dahi bir adım at.”

Benim bugün beş yıllık bir kararsızlığım son buldu.

Böylece sahne boşaldı ve yerine yeniler geldi. Hemencecik koşuverdiler, beni yine yeniden bir dört yol ağzında bekletebileceklerini sanıyorlar. Ama ben bu sefer hazırlıklıyım. 😉 Yılbaşına dek kendime müsaade. Bir oyun oynayacağım. Herbir konu başlığı ile ilgili farzedeceğim ki onu seçtim, o role bürünüp hissettiğim ne varsa not tutacağım. En sonunda hangi kulvarda ne kadar artı, ne kadar eksi birikiyor bir bakacağım. İçimin sesini dinlemek, zihnimi dinlemek, bedenimi dinlemek… Karar almadan önce… Sonra yeniden aksın hayat ki akıyor zaten, ben yalnızca duruyormuş gibi yapıyorum, oysa biliyorum, hep dönüyorum kendi etrafımda, merkezim dingin.

Dolayısıyla 2015’i kapatırken, eğer sizler de yol ayrımındaysanız bazı konularda, oturup başlayın yazmaya güncenize, notlar alın. Kendimize açık olalım, iç diyaloğumuz güçlensin ve kendimizle daha samimi bir ilişkimiz olsun yeni yılda. Ne büyük zenginlik seçebilmek, karar verebilmenin eşiğinde durmak, kapıları aralamak, sonra da içinden geçmek yepyeni oluşlara doğru. 🙂