44 weeks ago

Herkes konuşuyor. Onun bunun hakkında. Hatta kendi hakkında da, artık dışarıya nasıl bir resim yansıtmak istiyorsa kendiyle ilgili, öyle. Selfie meselesi her açıdan doruktayken aklıma geldi, alaycı bir zihnin alçakgönüllü bir zerafete bürünmesi olası mı diye? Gururu bir kobraya benzetiyorum çoğu kez. En beklenmedik hallerde başını kaldırıp saldırmaya hazır zehrini akıtacak gözleri kısık bir kobra… Gündelik hayatta içimdeki kobrayı yakalamak hayli ilginç oluyor. Çoğunlukla koyveriyorum ve gerekirse ısırıyor. Bu da beni düşündürdükçe düşündürüyor. Her ne olursa olsun, içinde bulunulan çevrede alaycı bir kobra rolüne bürünmek ödüllendirilse de kendi doğasını büyük bir alçakgönüllülükle yaşama gücüne daha doğrusu kendini kabullenmenin hafifliğine sahip olmak müthiş. İnsansın, düşünüyorsun, ne hikmetse kendini bir yanındakine, ona buna öykünürken yakalıyorsun. Hep bir kabul görme, ait olma hissiyatı ile güdüleniyorsun ve bunun faturası kabarabiliyor. Kobraların arasında, kendi kobrana rağmen, gerçek olmak… Alaycılığın ısırığını hissedince ne yapmak ister insan? Aynı öfke ve cüret, azgınlıkla gerisin geri ısırmak! Ya kendini ısırttırmadan kobranın yanından geçip gitmek? Tepkisiz, sessiz ve kendiyle barışık? Ne düşündüğünü ve ne hissettiğini belli etmemek, alçakgönüllü bir ketumiyet, kendi kobranın gözlerinin içine bakmakta giderek korkusuzlaşmak, gurur ve haklılık ihtiyacını da giderek törpülüyor, gereksizleştirebiliyor. İtalyan denizcilerin Fortuna‘ya sövüp saymaya cesaret gösteremeyip, denizin sağı solu belli olmayan ruh halini dişi bir talih, kader ve şans tanrıçasına atfetmeleri boşuna değil. Yaşamın kendimizi en talihli ve mutlu hissettiğimiz anlarda birdenbire fırtınalarla altüst olması karşısında kendimizi, başkalarını, yani illaki bir günah keçisini suçlamamız da haklılık ve gurur ihtiyacımızın bir başka göstergesi. Her şeyi ama her şeyi yönetebilmek, bizim istediğimiz şekilde gitmesini istemek, gitmeyince de öfkeye ve çaresizliğe kapılmak tam da bizlere göre… Seksen katlı bir binada duygu ve düşünceler arasında mekik dokuyan, inip çıkan asansörler gibi hangi olay bizi hangi kata çağırıyorsa çaresizlikle harekete geçmek, o kata inmek ya da çıkmak… Özgürleşmenin de tanımını değiştiren konular bunlar. İnsan belki de en önce kendinden, bu tepkiselliğinden özgürleşmenin yollarını araştırmalı. Neden sürekli bilmem ne kaçıncı kata çıkıyorum ki, bir gün de çıkmasam, inmesem olmaz mı? Başkalarının sorunları, durumları ve hayatları hakkında alaycı, gereğinden fazla meraklı ve yarış halinde olmak da gururu besleyen damarlar. Sana ne, bana ne, bize ne? Başkalarının nasıl hayatlar sürdürdüğü, ne hissettiği? Öylesine ki merak kediyi öldürür, yani sanki fikrin tahtında vasallar oturuyor mütemadiyen ve onlara diyoruz ki gel yönet şu aklımı, fikrimi ve zikrimi, ben, iyi yönetemiyorum da, üstelik yoruldum bu asansör yolculuklarından, müzikler de pek sıkıcı, tııınnnn mıııınnn Richard Clayderman! Örümceğin ağının ortasına sakin ve sabırlı kurulması, o muhteşem tepkisizliği, ancak gerektiğinde harekete geçmesi hiç aklımıza gelmiyor da varsa yoksa başını kaldıran kobra! Tehdit etmek, gözdağı vermek, şiddetin gölgesini hissettirmek… Isırılmaktan da korkmak anlamına geliyor. Ne fark eder? Varsın alay etsinler mesela? Konuşsunlar? İnsan kendini dışlayıp da açıklamalar yapmaya giriştiğinde dışlanıyor en çok hayattan.

Yazdıklarımın yogayla bağlantısı? Yoga eğitmeni gelip de seni, beni düzelttiğinde içimizdeki kobra ne diyor? Yan taraftaki matta yoga pratiği yapan kişinin senden benden daha iyi veya kötü olup olmadığı fikirleri zihnimizi doldurduğunda kobra ne fısıldıyor? Asanaları beceremediğimizi düşündüğümüz ve havlu atmak istediğimizde kobra ne buyuruyor, bahaneler ne? Kobraların doğadaki en azılı düşmanı Firavunfaresi denen bir tür. O kadar hızlı hareket edebiliyorlar ki bu zehirli ve tehlikeli yılanları tek hareketle etkisiz hale getirebiliyorlar. En büyük özellikleri cesur, hızlı ve atak olmaları. Yoga matımda hareket ederken içimin hayvanlar alemi de hareket halinde ve kocaman bir ormanda herkes ve her şey birbirini gözlüyor, ormanın seslerinin ortasında her duygunun ve düşüncenin birbirini dengelediği olağanüstü sessiz bir nokta var. Böylece içimdeki sesler de diniyor bir süre sonra. Geriye sadece nefesim ve kalbimin odalarında bir genişleme hissi kalıyor, belki biraz da bütünlük ve şimdide yaşamanın özgürlüğü.