Sonradan hatırladım, aslında o gün iki kez asansörde kaldığımı… Her ikisinde de çok kısa sürdü günümün akışındaki aksaklık, yalnızca birkaç dakikalığına hayat olması gerektiği gibi gitmedi. İlkinde sabahtı ve bir yerlere yetişmeye çalışıyordum. Sorun çabuk çözüldü, tekrar hareket ettik ve aklımdan uçup gitti. İkincisi öğleden sonra oldu. Kalabalık bir grup, binanın asansörüne bindik, uçmaya çalışan bir kuş gibi çırpındı sanki, hissettik ve derken olmadı, havalanamadı ve önce yavaşça aşağı süzüldük. Oysa hedefimiz üst katlardı. Derken o süzülüş şiddetini arttırdı ve midemizde güçlü bir boşluk duygusuyla aşağı çekti bizi yerçekimi! Çok kısa bir an için düştük! Kişisel cennetimizden kovulduk belki de. Sıradan bir gün, sıradan olaylar, sıradan insanlar ve iki asansör takılması… Öğleden sonraki düşüş sırasında hiçbir şey hissetmedim. Sanki içime beton dökülmüştü…

Bu hissizliğimin sebebini çok merak ettim, başladım araştırmaya ve noradrenalin (norepinefrin) olarak adlandırılan bir hormonun bu tür tehlike içeren durumlardaki duygusuzluğun sorumlusu olduğunu öğrendim. Sempatik sinir sistemi tarafından yönetiliyor ve stres hallerinde bazı sinir uçlarıyla çok az da olsa böbrek üstü bezlerinden salgılanıyor. Yıllar önce kullandığım aracın frenlerinin olmadığını keşfettiğimde trafiğin ortasındaydım ve tam da iş çıkış saatine denk gelmiştim. Hiçbir şey hissetmeden evimin önüne kadar birinci ikinci vites, el freni derken bir güzel gelip park etmiştim. Arabadan indiğimdeyse dizlerim çözülüvermişti ve kaldırımın kenarına oturup kalmıştım, midem bulanıyordu. Sorumlusu noradrenalin (norepinefrin) denen bu kimyasaldı işte ve gündelik hayatımızda aldığımız kararların da arkasında yatan maddeymiş meğer. Ortamdan edindiğimiz tüm bilgileri süzüp o an içinde bulunduğumuz durum ya da tehlike her ne ise onunla ne derece yakından ilgili olup olmadığını tespit etmemize yarıyormuş. Bir tür bilişsel süzgeç görevi görüyor yani. Böylelikle karar almamız da kolaylaşıyor. Kısacası biyolojimizin sağ kalım için çektiği savaş ya da kaç manevrası da diyebiliriz.

Gündelik hayatın önemli ve rutin bir parçası haline gelen yoga ve meditasyon tekniklerini düzenli uygulayan kişilerin endişelilik (anksiyete) hallerinde olumlu yönde gelişme olduğu yapılan araştırmalar sayesinde daha açık şekilde görülüyor ve her geçen gün bu yönde araştırma sonuçları çoğalıyor (1). Yüksek noradrenalin (norepinefrin) seviyeleri yüksek endişelilik, saldırganlık, asabiyet ve kas gerginliğine neden olurken, çok düşük seviyelerde olması ise dikkat eksikliği, depresyon ve hafıza sorunlarına yol açıyor. Dolayısıyla, yapılan yoganın, meditasyon tekniğinin ve nefes alıştırmalarının çeşitleri bu hormonun az ya da çok salgılanması üzerinde etkili oluyor. Uzun lafın kısası, kendi beden, zihin ve duygu durumunu pek de gözlemleme ve idrak etme hali yoksa kişinin, kendine yarardan çok zarar vermesi de pekala mümkün. Bu nedenle bu tür pratikleri iyi kavramış ve art niyetsiz şekilde saf haliyle aktarabilecek kişilerden öğrenmek, onlara danışmak, kendini de belki bir günce tutarak takip etmek önemli. Her geminin bir seyir defteri vardır ya hani, bizim de olmalı. İçimizin rüzgarları, hava durumu değişip duruyor çünkü. Yağmura güneşe dikkat etmek lazım. Kış günü yazlık kıyafetle üşümek meselesi biraz. Bu pratikleri yaparken amaçlanan ve ihtiyaç örtüşüyor mu bakmak son derece faydalı. Nefes eksenli pratikler genelde iki kategoriye ayrılıyor denebilir, nefes farkındalığı oluşturmak üzerine kurgulanan alıştırmalar ile nefesin kontrol altına alınmasını sağlayan alıştırmalar. Mesela konsantrasyonda artış isteniyorsa nefes farkındalığını geliştiren yöntemler üzerine gitmek, öte yandan eğer panik, öfke ya da aşırı endişe hallerindeyse nefesin kontrolünü sağlayan (Pranayama) tekniklere yönelmek daha iyi ve hızlı sonuç alınmasını sağlayabilir. Çatalla çorba içemeyeceğimizi anlamak bir yerde. Çantadaki hangi aletin neye yarayacağını fark etmek, ingiliz anahtarıyla çekici birbirinden ayırabilmek… En güzel yanı da, bu kadim öğretilerin yolunun hiç olmadığı kadar günümüzün bilimiyle kesişmiş olması. Yoganın atası Patanjali‘nin yaşadığı çağda bir bilim insanı olarak görülebileceğini düşünüyorum. Gözlem, her tür bilimin ve yolun başı, gıdası, en önemli yöntemi, farkındalığın hammaddesi. Nefesimizi anlamak ve nasıl nefes aldığımızın farkında olmak ise varoluşumuzu etkileyen duygu-zihin-beden durumumuzla ilişkimizin anahtarı (2). Kısacası, norepinefrin deyip geçmeyecekmişiz, o bir duygudurum asansörüymüş meğer!

(1) Divya Krishnakumar, Michael R Hamblin, and Shanmugamurthy Lakshmanan, “Meditation and Yoga can Modulate Brain Mechanisms that affect Behavior and Anxiety-A Modern Scientific Perspective“, Ancient Science, 2015 April, 2(1): 13–19. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4769029/

(2) Michael Christopher Melnychuk, Paul M. Dockree, Redmond G. O’Connell, Peter R. Murphy, Joshua H. Balsters, Ian H. Robertson, “Coupling of respiration and attention via the locus coeruleus: Effects of meditation and pranayama” Pyschophysiology, 2018 April. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/psyp.13091

https://www.tcd.ie/news_events/articles/the-yogi-masters-were-right-breathing-exercises-can-sharpen-your-mind/