Her zaman dışarıda hissettim. Hatta en içinde, ortasında olduğumu düşündüğüm, sandığım ilişkilerimde bile, tam öznesi olmaya çalışırken yaşamın, hep nesnesi olduğumu iliklerimde sezdim. Bu belki atalarımın, ailemin kadınlarının genlerine kazınan göçmek, savaştan kaçmak ve yol nereye götürürse orada hep yeniden hayat kurmak, hayat bulmakla ilgili çok gizli bir koddan kaynaklanıyor. Eski çağlarda yaşamış olsam cadılıkla suçlanabilirim. Öyle bir rüzgar esmeye başlıyor ki ruhumun boş odalarında cereyanı vuruyor beni boynumdan, hep o eski nokta ve hep o eski sızı… Daha önce yaşadım mı, başka hayatlarım oldu mu, bir bıçak yarasının başka zamanlardan şimdiki zamanda kanatmaya çalıştığı, hiç açılmayan bir kapıya omuz atması mı? Nereden geldiği belli olmayan bu sızı, ansızın yok oluyor, kuytu ormanın içinde çatallanan toprak patikalar boyu koşup saklanabiliyor bir ağacın kovuğuna. Günlerce gözden yitip sonra bir gece ansızın yine çıkıp geliveriyor ve kıskıvrak yakalanıyorum uykumun en güzel, en derin yerinde… Bilimle gizemin arasında gidip geldikçe, her çağın bildiklerinin bir sonrakinin cehaletini gizlediğini göre göre, hurafelerin ortasında gerçek cevabı aramak toplu iğne aramak bazen. Teslim mi olsam? Belki yogada ters duruşların tekinde zorlanmışımdır? Neden boynumu sağa geriye doğru çevirince daha çok hissediyorum o saplanma hissini, kâh hafif kâh bir şimşek gibi keskin? İnat bu, kesin inat! Esnemeyi reddettikçe bir daha asla kapanmayacak yayları paslanmış eski püskü kokuşmuş bir kamp sandalyesi sanki! Orada!!! Atamıyorsun, satamıyorsun, ruhunun evinde bir köşede öyle oturuyor inadıyla! Ne başkasını bağışlıyor ne kendini! Öyle ya, inadından boynu vurulan insanlarla dolu tarih sayfaları!

Benim ailemin kadınları yollar yürüdüler, göçtüler ve hep tedirgindiler. Fiziksel şiddet yoksa dahi psikolojik şiddet hep vardı ve kalpleri taş kadar ağırlaştı bu yürüdükleri yollarda. Evlerin içinde oturdular gider gibi. Giderken yolda kaldılar taşıyamadıkları hayatları vardı silip attılar ve hep yeniden başladılar. Haliyle yoruluyor kalpler. Kendine kırılıyor ruh, batıyor kırıkları. Kadınların ruhu akıllarıyla kalplerinin arafında hep seçimler var, yollar çatallanır, önlerinde uzar birbirinin tam zıddı yönlere doğru. Seçip de yürüyünce bunlardan birini, seçmediklerini unuturlar. Bir daha asla akıllarına gelmez çünkü yüreklerinde buyur edecek odaları yoktur zira. Boynumdaki şu kahrolası ağrı, gururlu kadınların birikmiş inadı! İçine ağlayan, dışına savaş nağrası çığıran!

Benim ailemin kadınları yüreklerini hep sustular. Akılları konuştu da sağ kaldılar, kalpleri suskun kırmızı bir okyanusu içti ve benim damarlarımda şarap oldu o yakut. Söyleyince mavi, susunca kırmızı zaman. Söyleyince tuzun tadı gelir ağzımıza, susunca kanın metalik tadı. Çok susunca ağırlaşır ve koyulaşır kan. Hissettiklerine devridaim yaptıramaz, yorulur yüreğin kasları. Kalmaya durmaya alışınca yola düşülmez ya yeniden, onun gibi. Ah kum saatleri, sizi hep ters yüz etmeli! Zaman bizi yürüdüğümüz şu incecik hayat ipinden atıp düşürmeden biz onu itip kakmalıyız belki de! Benim ailemin kadınları ya zamanı kovaladılar önlerine kattılar, ya da zaman onları kovalayıp sürükledi sağa sola, savurdu başka başka ülkelere, şehirlere. Yollarda sevinçlerini, umutlarını, hayallerini düşürdüler. Benim ailemin büyük kadınları birer birer göçtü gitti sırası gelince. Onlardan ne feyzalacaksam yarım kaldı. Hayat, hep yarım kalır, zamanın özü nature morte – tamamlanmamışlıklar, keşkeler, pişmanlıklar, öfkeler…

Sonuncusu ile ilişkimi tanımlayamıyorum. İçinde büyük bir yaşam var çünkü. İçinde barındım, sonra kollarında, sonra onun günlerinin içinde… Beni büyütene dek, hırçınlık ve mutluluk sarmaş dolaş, anlaşmak ve kavga etmek yan yana, mesafeler yakın. Yanına gidemiyorum şimdilik, ama elbet bir çaresini bulacağım… Oysa hasta yatağında direniyor… Metal kapakçığı kalbinin, şimdilik yardım ediyor, kanının derin yakut yankısını taşıyor damarlarına. Bir yol ayrımına ilerleyip ilerlemediğimizi bilmiyoruz henüz. Belki o ayrıma daha çok var. Ümit etmek istiyor insan, son büyük kadın ölümsüz olsun istiyor. Geçmiş zamanın ince asma köprüsü şimdiki zamana tutunmaya devam etsin diye bildiğim bütün duaları yineliyorum yıldızlar, ağaçlar, rüzgarlar aşkına! Geçmişinde sadece yol olanlar, köprülerinin ipleri hayatın yükünü çekemeyince, nereye giderler ve kalanlara ne olur? Henüz bilmek istemiyorum…